Hürriyet Pazar Yeri’nde Ölümle Burun Buruna
Denetimsizliğin, İhmalin ve Kurumsal Körlüğün Fotoğrafı
Bursa Osmangazi ilçesinde kurulan Hürriyet Pazar Yeri, pazar günü adeta bir alışveriş alanı değil, kamu ihmallerinin sergilendiği açık bir tehlike sahasına dönüştü. Yağmurun etkisini artırdığı saatlerde, yerlerde yağmur altında bırakılmış ekli elektrik kabloları, su birikintileriyle iç içe geçmiş halde vatandaşların ayaklarının altındaydı. Bir pazar alanında değil; sanki denetimsiz bırakılmış bir şantiyede karşılaşılabilecek bu manzara, “bir facia yaşanmadan mı önlem alınacak?” sorusunu bir kez daha acı biçimde gündeme getirdi.
Görgü tanıklarının ifadelerine göre, yalnızca yağmur altında kalan kablolar değil, doğrudan su gölcüğünün içinde kalan ekli kablolar da mevcuttu. O an fotoğraflanamamış olsa da, tehlikenin boyutu inkâr edilemeyecek kadar açık ve nettir. Elektrik, su ve kalabalık… Bu üçlünün bir araya gelmesi, dünyada ve Türkiye’de sayısız ölümle sonuçlanmışken, Osmangazi’de hâlâ aynı sorumsuzluk zincirinin sürmesi kabul edilebilir değildir.
Denetim Nerede? Sorumluluk Kimde?
Burada asıl sorun bir “kaza ihtimali” değil, göz göre göre gelen riskin görmezden gelinmesidir. Pazar yerlerinin kurulmasından, altyapı güvenliğinden, geçici elektrik tesisatlarının denetiminden sorumlu olan Osmangazi Belediyesi ve ilgili kamu kurumları, bu tablo karşısında sessiz kalmayı tercih etmiştir. Oysa görevleri, felaket olduktan sonra açıklama yapmak değil; felaketin önüne geçmektir.
Sorulması gereken sorular açıktır:
-
Yağmur altında kalan elektrik kablolarını kim döşedi?
-
Bu kabloların izolasyonu kim tarafından, ne zaman denetlendi?
-
Pazar kurulmadan önce elektrik güvenliği kontrolü yapıldı mı?
-
Yapıldıysa, suyun içinde kalan kablolar nasıl “uygun” bulundu?
Bu soruların her biri yanıtsızdır. Yanıtsız olduğu için de tehlike büyüktür.
İzmir’de Yaşananlar Hâlâ Ders Olmadı mı?
Kamuoyunun hafızasında hâlâ taze olan İzmir’deki acı olaylar, “küçük bir ihmal” denilerek geçiştirilen hataların nasıl can aldığının somut örneğidir. Elektrik kaçağı, ıslak zemin, yetersiz denetim ve geç gelen önlemler… Sonuç: geri gelmeyen hayatlar, dağılan aileler ve geç kalmış pişmanlıklar.
Bugün Osmangazi’de yaşanan tablo, İzmir’deki faciaların öncesine birebir benzemektedir. Aynı vurdumduymazlık, aynı “bir şey olmaz” anlayışı, aynı sorumluluktan kaçış. Fark şu ki; burada henüz can kaybı yaşanmamıştır. Ancak bu, yaşanmayacağı anlamına gelmez. Bu yalnızca şanstır; yönetim başarısı değil.
Pazar Yeri mi, Risk Alanı mı?
Hürriyet Pazar Yeri’nde alışveriş yapan vatandaşlar arasında yaşlılar, çocuklar ve engelliler bulunmaktadır. Islak zeminde yürümekte zorlanan bir yaşlının ya da koşuşturan bir çocuğun, su içindeki bir kabloya temas etmesi halinde yaşanacakların sorumluluğu kime ait olacaktır? “Tesisatı biz yapmadık” demek mi? “Hava şartları” demek mi? Yoksa her zaman olduğu gibi “soruşturma başlatıldı” klişesi mi?
Kamu yönetimi, bahane üretme makamı değil, riskleri ortadan kaldırma makamıdır. Pazar yerleri geçici olabilir; ama insan hayatı geçici değildir.
Bu Bir Uyarı Değil, İthamdır
Artık “uyarı” kelimesi yetersizdir. Bu tablo, açık bir ihmal ve ağır bir sorumluluk kusurudur. Denetim yapmakla yükümlü olan belediye birimleri ve ilgili kamu kurumları, görevlerini yerine getirmemiştir. Eğer bugün bir can kaybı yaşansaydı, bunun adı kaza değil; öngörülebilir ve önlenebilir bir ölüm olacaktı.
Vatandaşın tek temennisi şudur:
“Umarım bir kaçak olmaz ve insanlar zarar görmez.”
Ancak kamunun görevi umut etmek değildir. Kamunun görevi, umut etmeye gerek bırakmayacak önlemleri almaktır. Aksi halde her yağmur, her pazar günü, her kablo birer potansiyel ölüm senaryosu olmaya devam edecektir.
Bu görüntüler unutulmamalı, bu sorular cevapsız bırakılmamalı ve bu ihmaller sıradanlaştırılmamalıdır. Çünkü küçük denilen ihmaller, büyük acılara yol açar. Ve o acılar yaşandığında, artık hiçbir açıklama yeterli olmaz.
