Yaşarken Kıymet Bilmek: Dostluğun Sessiz Gücü
Araştırmacı Gazeteci ve Yazar Zeynep Özügenç’ten
İnsan, çoğu şeyi kaybettikten sonra anlıyor: zamanı, sağlığı, hevesleri… Ve en çok da dostlukları. Oysa dostluk, kaybedildiğinde yerine konamayan nadir değerlerden biri. Ne satın alınabiliyor ne de aceleyle yeniden inşa edilebiliyor. Buna rağmen, hayatın yoğunluğu içinde en çok ihmal edilen duyguların başında geliyor.
Günlük telaşlar, bitmeyen işler, ertelenen telefonlar… Hepsi dostlukların önünde küçük ama etkili engeller haline geliyor. Hayat hızlandıkça dostluklar yavaşlıyor. Oysa gerçek dostluk, boş zamanların değil, zor zamanların meselesi. Biz ise genellikle her şey yolundayken dostluğu hafife alıyor, işler karışınca hatırlıyoruz.
Zeynep Özügenç, dostluğun büyük jestler veya pahalı hediyeler gerektirmediğini vurguluyor: “Bazen insan sadece dinlenmek, yargılanmadan ve aceleye getirilmeden anlaşılmak ister. İşte tam bu noktada cimrileşiyoruz; duygudan, zamandan, anlayıştan kısmaya başlıyoruz.”
Sosyal medya çağında yalnızlığın yaygınlığına da dikkat çeken Özügenç, dostlukların artık paylaşımların arasına sıkıştığını söylüyor: “Bir ‘beğeni’ kadar kısa, bir hikâye kadar geçici… Oysa gerçek dostluk, sessizliği paylaşabilme hâlidir.”
Dostlukların değerinin çoğu zaman vedalarda ortaya çıktığını belirten Özügenç, “Bir küslükte, bir mesafede, bazen de geri dönüşü olmayan bir gidişte başlıyor ‘keşke’ler. Oysa keşke demek yerine, yaşarken kıymet bilmek mümkün,” diyor.
Ve önerisi çok basit: Ertelememek. Aramak, sormak, yanında olmak. Çünkü dostluk, hayattayken gösterilen samimiyetle anlam kazanıyor, öldükten sonra yazılan güzel sözlerle değil.
