Kobani mi, Ayn el-Arap mı? Bir İsimden Fazlası: Hafıza, Kimlik ve Ortadoğu Gerçeği
Ortadoğu coğrafyasında bazı şehirler vardır; yüzölçümüyle değil, taşıdığı anlamla büyüktür. Haritada küçük bir nokta olarak görünen bu yerler, tarihin, kimliğin ve kolektif hafızanın ağır yükünü taşır. Kobani de bu şehirlerden biridir. Adı anıldığı anda, yalnızca bir yerleşim yeri değil; yüz yılı aşan bir geçmiş, çok katmanlı bir kimlik tartışması ve yakın tarihin derin travmaları aynı cümlede buluşur.
Uzun yıllar resmî kayıtlarda Ayn el-Arap adıyla yer alan bu kent, kelime anlamıyla “Arap Pınarı” demektir. Bölgedeki doğal su kaynağı sebebiyle, tarih boyunca göçer Arap ve Bedevi toplulukların geçici konaklama ve dinlenme noktası olarak anılmıştır. Bu isim, bir kimlikten ziyade coğrafi bir tarife işaret eder: suyun varlığına, geçişe ve uğrağa.
Ancak Kobani dendiğinde, artık coğrafyadan çok hafızadan söz edilmektedir.
Bir Şantiye Alanından Şehre: Kobani İsminin Doğuşu
Bugünkü anlamıyla Kobani’de, 20. yüzyılın başlarına kadar belirgin bir şehir yerleşiminden söz etmek mümkün değildir. Asıl kırılma noktası, Bağdat Demiryolu Projesi ile yaşanmıştır. Almanlar tarafından yürütülen bu büyük altyapı çalışması, bölgeyi bir anda hareketlendirmiş; demiryolu hattı çevresinde bir şantiye alanı oluşmuştur.
İşçiler gelmiş, konaklamış, ticaret başlamış ve zamanla geçici barınaklar kalıcı yerleşimlere dönüşmüştür. Demiryolu şirketi, yabancı bir isimle anılmaktadır: “Company”. Yerel halkın telaffuzunda bu kelime zamanla “Kobani” şeklini almıştır. Böylece “Company’nin olduğu yer” tanımı, bir şehrin adına dönüşmüştür.
Bu yönüyle Kobani, Ortadoğu’da oldukça nadir görülen bir örnektir. Ne Arapça ne Kürtçe kökenli olan bu isim, bir şirket tabelasından doğmuş, tarihsel bir tesadüfün ürünü olarak kalıcılaşmıştır.
Kobani; bir fermanla kurulan, bir imparatorluk merkezi olarak planlanan ya da dini bir misyonla şekillenen şehirlerden değildir. Kobani, insanların bilinçli olarak değil; olayların zoruyla kurduğu bir yerleşimdir.
İsim Neden Bu Kadar Hassas?
Çünkü Ortadoğu’da isimler masum değildir.
Bir yerin adı, yalnızca coğrafyayı değil, aidiyeti de tanımlar.
“Ayn el-Arap” denildiğinde, bölgenin Arap geçmişine vurgu yapılır.
“Kobani” denildiğinde ise, son yüzyılda orada oluşmuş toplumsal hafıza çağrılır.
Özellikle 2014 yılında IŞİD’e karşı verilen direniş, Kobani adını dünya kamuoyunun gündemine taşımıştır. O güne kadar haritada yerini dahi bilmeyen milyonlarca insan, bu ismi bir direniş, bir var olma mücadelesi sembolü olarak öğrenmiştir. Kobani, böylece sıradan bir yer adı olmaktan çıkmış; küresel bir hafıza simgesine dönüşmüştür.
Bu nedenle bugün Kobani’ye yalnızca “Ayn el-Arap” demek, bazı kesimler için tarihsel bir bilgi aktarımı değil; kimliğin ve yaşanmışlığın inkârı olarak algılanmaktadır. Çünkü isim artık bir pınarı değil, yaşanmış acıları, direnişi ve kolektif belleği temsil etmektedir.
Kuruluş Tarihi mi, Doğum Anı mı?
Resmî belgelerde Kobani’nin kuruluşu 1912 yılına dayandırılabilir.
Ancak zihinsel, duygusal ve siyasal anlamda Kobani’nin asıl doğum tarihi, pek çok kişi için 2014’tür.
Bu şehir ne yalnızca bir su kaynağıyla, ne bir demiryolu şirketiyle anlam kazanmıştır. Kobani’yi asıl var eden şey, yaşananlardır.
Bu noktada isim tartışması bambaşka bir boyut kazanır:
-
Ayn el-Arap, coğrafyanın adıdır.
-
Kobani, hafızanın adıdır.
Ortadoğu’da İsimler Birer Kimlik Beyanıdır
Diyarbakır mı Amed mi?
Urfa mı Riha mı?
Kudüs mü Yeruşalim mi?
Bu soruların hiçbiri basit bir dil tercihi değildir. Her biri, hafıza ve kimlik mücadelesinin yansımasıdır. Kobani de bu zincirin önemli halkalarından biridir.
Bir taraf “tarihi adı budur” derken,
diğer taraf “biz burayı böyle yaşadık ve böyle hatırlıyoruz” demektedir.
Her iki yaklaşım da kendi içinde bir hakikat taşır. Biri geçmişi, diğeri yaşanmışlığı savunur.
Bir Tesadüften Kimliğe
Belki de Kobani’nin hikâyesindeki en çarpıcı ironi şudur:
Bir Alman demiryolu şirketinin tabelasında yazan kelime, yüz yıl sonra bir halkın hafıza sembolüne dönüşmüştür.
Tarih bazen planlı değil, tesadüfi ilerler. Ama bu tesadüfler, zamanla kimliğe dönüşür. Kobani’nin hikâyesi tam olarak budur.
Sonuç: Bu Bir İsim Tartışması Değil
“Kobani mi, Ayn el-Arap mı?” sorusu aslında şunu sorar:
Bir yere adı kim verir?
İlk gelen mi, en uzun kalan mı, yoksa hatırlayan mı?
Ayn el-Arap geçmişi anlatır.
Kobani bugünü ve hafızayı.
Ve Ortadoğu’da en sert tartışmalar, her zaman geçmiş ile hafızanın çarpıştığı yerde ortaya çıkar.
Rafet Ulutürk
Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği Genel Başkanı
