“BU TOPLUM BÖYLE OLMADI, BÖYLE ÖĞRETİLDİ”
BULGARİSTAN TÜRKLERİ KÜLTÜR VE HİZMET DERNEĞİ GENEL BAŞKANI ULUTÜRK’TEN ÇARPICI TOPLUMSAL ÇAĞRI:
“BU TOPLUM BÖYLE OLMADI, BÖYLE ÖĞRETİLDİ”
Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği Genel Başkanı Ulutürk, toplumda giderek derinleşen ahlaki erozyon, adalet duygusundaki aşınma ve vicdani çözülmeye ilişkin dikkat çeken bir değerlendirmede bulundu. Ulutürk, toplumsal çürümenin bir gecede yaşanmadığını vurgulayarak, bu sürecin yıllar içinde normalleştirilen yanlış söylemler, atasözü kılıfına sokulmuş bahaneler ve sessizlik kültürüyle adım adım inşa edildiğini ifade etti.
“Bir toplum bir sabah uyanıp bozulmaz” diyen Ulutürk, asıl tehlikenin gürültülü krizler değil, gündelik hayatta masum gibi görünen ancak ahlakı aşındıran alışkanlıklar olduğunun altını çizdi.
“YANLIŞI NORMALLEŞTİREN CÜMLELER, ÇÜRÜMENİN TEMELİ OLDU”
Toplumda yıllardır tekrar edilen bazı kalıplaşmış sözlerin, zamanla ahlaki pusulayı bozduğunu belirten Ulutürk, şu değerlendirmede bulundu:
“‘Bal tutan parmağını yalar’ diyerek sınırları ortadan kaldırdık. ‘Biraz almanın’ sorun olmadığı öğretildi. Ardından ‘Devletin malı deniz, yemeyen domuz’ anlayışıyla kamu malı sahipsiz, vicdan ise gereksiz ilan edildi. Talan kurnazlık oldu, dürüstlük ise saflıkla eş tutuldu.”
Bu anlayışın, hakkaniyet yerine fırsatçılığı yücelttiğini belirten Ulutürk, dolandırıcılığın ayıp olmaktan çıkarılıp beceri gibi sunulmasının, toplumsal güveni temelinden sarstığını ifade etti.
“GÜÇ, ADALETİN ÖNÜNE GEÇTİ”
Ulutürk, “At binenin, kılıç kuşananın” anlayışıyla gücün haklı sayıldığını, zorbalığın meşrulaştırıldığını ve adalet talebinin zayıflık gibi gösterildiğini vurguladı.
“Kol kırılır yen içinde kalır” anlayışının, zulmü gizlemeyi, haksızlığı örtmeyi ve tacizi susarak büyütmeyi öğütlediğini belirten Ulutürk, sessizliğin zamanla suç ortaklığına dönüştüğüne dikkat çekti.
“SUSKUNLUK YALANI GÜÇLENDİRDİ”
“Söz gümüşse sükût altındır” anlayışının yanlış yorumlanarak gerçeği savunmaktan kaçan bir toplum inşa ettiğini belirten Ulutürk, şu ifadeleri kullandı:
“Yalan cesurca konuştu, doğru ise fısıldamak zorunda kaldı. Meydanı yalana kendi elimizle teslim ettik. Doğruyu söyleyenin dışlandığı, yalanın ise daha güvenli görüldüğü bir düzen oluştu.”
“MENFAAT, KARAKTERİN ÖNÜNE KONULDU”
Toplumda emeksiz kazancın ve menfaat ilişkilerinin normalleştirildiğini ifade eden Ulutürk, “Komşuda pişer, bize de düşer” anlayışıyla emeksizliğin sıradanlaştığını, “Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez” sözüyle menfaatin karakterin önüne geçtiğini söyledi.
En tehlikeli zihniyetin ise “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışı olduğunu vurgulayan Ulutürk, kötülüğün başkasının sorunu gibi görülmesinin, o kötülüğün büyüyerek herkese ulaşmasına zemin hazırladığını dile getirdi.
“VİCDAN KONFOR UĞRUNA SUSTURULDU”
“Üzümü ye, nereden geldiğini sorma” anlayışının vicdanı susturduğunu belirten Ulutürk, kirli kaynaklardan temiz bir toplum inşa edilemeyeceğini vurguladı.
Toplumda sıkça sorulan “Bu halk nereye gitti, insanlar neden bu kadar bozuldu?” sorusuna ise net bir yanıt verdi:
“Bu halk bozulmadı; kendisine öğretilenle yaşadı. İnsanlar, duydukları cümleleri hayat kuralı haline getirdi.”
“TOPLUMLAR YANLIŞ YAPTIKLARI İÇİN DEĞİL, YANLIŞI NORMAL SAYDIKLARI İÇİN ÇÖKER”
Açıklamasının sonunda güçlü bir çağrıda bulunan Ulutürk, toplumun yeni bahanelere değil, eski doğrulara ihtiyacı olduğunu vurguladı:
“Susmanın değil konuşmanın, menfaatin değil hakkın, kurnazlığın değil ahlakın değer gördüğü bir dil inşa edilmelidir. Bir toplumu en çok bozan şey, kendine her gün söylediği yalandır. Onu kurtaracak olan ise ilk kez cesaretle kurulacak doğru cümledir.”
Ulutürk’ün bu açıklaması, toplumsal vicdan, ahlak ve adalet tartışmalarının yeniden gündeme gelmesine neden olurken, geniş kesimler tarafından güçlü bir yüzleşme çağrısı olarak değerlendirildi.
