Önce Ahmet Minguzzi. Şimdi Atlas Çağlayan

  • 19 Ocak 2026
Önce Ahmet Minguzzi.  Şimdi Atlas Çağlayan

İki isim…
İki çocuk…
İki yarım kalmış bahar…

Yaşamlarının en taze yerindeydiler. Henüz kırılmamış umutları vardı. Geleceği düşleyebilecek yaşta, yaşama inanabilecek kadar temiz ve duruydular. Güzel günlerin bir ihtimal değil, bir hak olduğuna inanıyorlardı. Belki de bu yüzden öldürüldüler.

Öldürülen sadece iki çocuk değildi.
Öldürülen, bu ülkenin “yarın” fikriydi.

Ahmet Minguzzi…
Atlas Çağlayan…

İsimlerini yan yana yazmak bile insanın içini acıtıyor. Çünkü her biri, bir evin neşesi, bir annenin duası, bir babanın umudu, bir kardeşin rol modeliydi. Şimdi o evlerde zaman ilerlemiyor. Saatler çalışıyor ama hayat durmuş durumda. Anne-babalar için takvimler artık günleri değil, yokluğu gösteriyor. Bayramlar eksik, doğum günleri sessiz, evler yankılı…

Ve en acı gerçek şu:
Onları öldürenler de çocuktu.

Aynı sokaklardan geçmişlerdi. Aynı yaşlardaydılar. Aynı ülkenin havasını solumuş, aynı çarpık düzenin içinde büyümüşlerdi. Aynı okullara gitmiş, aynı mahallelerde koşmuş, aynı şarkıları duymuşlardı.

Peki ne oldu?

“Baktın” dediler.

Bir bakış…
Bir an…
Bir hiçlik…

Ve onlarca bıçak darbesi…

Bu, bir öfke patlaması değil.
Bu, bir anlık cinnet değil.
Bu, “çocukluk hatası” hiç değil.

Bu, çürümüş bir iklimin ürünü.

Bir bakışın ölüm sebebi sayıldığı bir yerde;
şiddetin normalleştiği,
öfkenin kutsandığı,
empati yerine güç gösterisinin öğretildiği bir toplum vardır.

Bu çocuklar bir anda cani olmadı.
Bu çocuklar bir günde bu hale gelmedi.

Sokaklar eğitmedi,
okullar yetiştiremedi,
aileler yalnız bırakıldı,
devlet geç kaldı.

Herkes biraz sustu.
Herkes biraz görmezden geldi.
Herkes “bana dokunmayan yılan” dedi.

Ve şimdi iki çocuk toprağın altında.

Sormamız gereken soru şu:
Bu ülkede çocuklar neden bu kadar kolay öldürüyor?
Bir bakışı neden ölümle cezalandırıyorlar?
Öfkeyi neden konuşarak değil, bıçakla ifade ediyorlar?

Çünkü onlara başka bir dil öğretilmedi.

Adalet duygusu gelişmeden büyüyen,
sınırları sevgiyle çizilmeyen,
öfkesine sahip çıkması öğretilmeyen çocuklar,
bir gün mutlaka bir başkasının hayatını karartıyor.

Ve sonra hep aynı cümle kuruluyor:
“Yazık, daha çocuktu…”

Hayır.
Asıl yazık olan, öldürülen çocuklardır.
Asıl yazık olan, onları koruyamayan bu düzendir.

Ahmet Minguzzi artık büyüyemeyecek.
Atlas Çağlayan hayal kuramayacak.

Ama biz hâlâ bakıyoruz.
Okuyoruz.
Üzülüyoruz.
Ve sonra unutuyoruz.

Unutursak,
sıradaki ismi de bu köşeye yazmak zorunda kalırız.

Ve o zaman gerçekten çok geç olur.

Zeki Baştürk
Bursa Vatan Medya Grubu Köşe Yazarı

İşte o yazının tamamı…

ÇOCUK KATİLLER

Önce Ahmet Minguzzi.
Şimdi Atlas Çağlayan.

İki isim… İki çocuk… İki yarım kalmış bahar. Yaşamlarının en taze yerindeydiler. Henüz kırılmamış umutları vardı. Geleceği düşleyebilecek yaşta, yaşama inanabilecek denli  temiz ve duruydular. Güzel günlerin bir olasılık  değil, bir hak olduğuna inanıyorlardı. Ve tam da bu yüzden öldürüldüler.

Onları öldürenler de çocuktu. Aynı sokaklardan geçmiş, aynı yaşlarda, aynı ülkenin havasını solumuş akranlardı onlar.
Neden mi? “Baktın” dediler.
Bir bakış… Bir an… Bir hiçlik.
Onlarca bıçak darbesiyle söndürüldü yaşamlar.  Aslında iki çocuk değil, iki yaşam değildi karartılan.  Bir ailenin tamamı karartıldı. Anne-babaların bundan sonraki zamanı, takvimle değil, yoklukla ölçülecek artık. Bayramlar eksik, doğum günleri sessiz, evler yankılı olacak.

Bu cinayetler “bireysel öfke patlaması” değildir. Bu, bireysel  bir kötülük hiç değildir. Bu, uzun süredir biriken toplumsal çürümenin, siyasal körlüğün ve kurumsal ihmallerin kanlı sonucudur.

Çocuklar neden bu kadar öfkelidir? Neden bu kadar kolay öldürür hâle geldiler? Neden empati kurmayı değil, bıçak savurmayı öğreniyorlar?
Çünkü bu ülkede çocuklar şiddetin ortasında büyüyor. Televizyonda, sokakta, dijital dünyada… Mafya dizilerinde, silahın “güç” olarak sunulduğu ekranlarda, cezasızlığın normalleştirildiği haberlerde. Şiddet sıradanlaştıkça, yaşam  ucuzluyor. Yaşam  ucuzladıkça, çocuk ölümü istatistiğe dönüşüyor.

Eğitim sistemi çocukları koruyamıyor. Sosyal politikalar onları kuşatamıyor. Aileler yalnız bırakılıyor. Okullar rehberlik yapamıyor, sokaklar denetimsiz, adalet caydırıcı değil. Ve siyaset, her seferinde olduğu gibi, “başsağlığı” cümlesiyle görevini tamamladığını sanıyor.
Oysa burada asıl soru şudur:
Bir çocuğu öldüren çocuğu kim yetiştirdi? Bu ülke, çocukları sadece mezar taşlarında hatırlıyor. Ardından birkaç gün konuşup susuyor. Ta ki bir sonraki ölüm  gelene dek.

Ahmet’ten sonra Atlas… Atlas’tan sonra kim?

Eğer bu eğitim sistemi  değişmezse, eğer şiddeti üreten kültürle, cezasızlıkla, yoksullukla, umutsuzlukla yüzleşilmezse; çocuk katilleri de, öldürülen çocuklar da bu topraklardan eksik olmayacak.

Ve biz, her zaman  aynı tümceyi  kuracağız:
“Çok gençti… Daha çocuktu…”

Ama artık biliyoruz:
Bu ülkede çocuk olmak, yaşamda  kalmaya yetmiyor.

Zeki BAŞTÜRK

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ