Bursa Vatan Medya Grubu köşe yazarı, siyaset bilimci Mehmet Emir Aksoy yazdı.
Buzullar erirken yalnızca iklim dengeleri bozulmuyor; 21. yüzyılın küresel güç mimarisi de sessiz ama derin bir dönüşümden geçiyor. Bu dönüşümün merkezinde ise uzun yıllar boyunca dünya siyasetinin kenarında kalmış gibi görünen Grönland yer alıyor. Haritalarda büyük, nüfusta küçük; gündemde nadir, etkide ise belirleyici olan bu ada, artık küresel rekabetin yeni fay hatlarından biri hâline gelmiş durumda.
Küresel siyasette bazı coğrafyalar vardır ki, nüfuslarıyla değil taşıdıkları stratejik anlamla tarih yazarlar. Grönland tam olarak bu tanıma uyan bir örnektir. Yıllar boyunca iklim değişikliği tartışmalarında “eriyen buzullar” başlığı altında anılan ada, bugün büyük güçler arasında yaşanan çok katmanlı rekabetin merkezine oturmuştur. Arktik buzullarının geri çekilmesiyle birlikte yalnızca çevresel riskler değil; yeni ticaret yolları, askerî konuşlanma alanları ve kritik hammaddelere erişim imkânları da ortaya çıkmıştır.
Soğuk Savaş döneminde Grönland, Amerika Birleşik Devletleri için Sovyetler Birliği’nden gelebilecek kuzey kaynaklı tehditlere karşı bir erken uyarı hattı niteliği taşıyordu. ABD’nin Thule Üssü üzerinden kurduğu askerî ve radar altyapısı, dönemin güvenlik anlayışının somut bir yansımasıydı. Bugün ise değişen coğrafya değil, rekabetin ölçeği ve derinliğidir. Artık mesele yalnızca askerî erken uyarı sistemleri değil; enerji, teknoloji, lojistik ve jeoekonomik üstünlüktür.
Çin’in Grönland’a yönelik artan ilgisi bu bağlamda dikkatle okunmalıdır. Pekin yönetimi, süreci çoğu zaman bilimsel araştırmalar, altyapı yatırımları ve ekonomik iş birliği söylemleri üzerinden yürütmektedir. Ancak Grönland’ın sahip olduğu nadir toprak elementleri, bu ilginin asıl nedenini açıkça ortaya koymaktadır. Elektrikli araçlardan savunma sanayine, uzay teknolojilerinden yapay zekâ altyapılarına kadar geniş bir alanda kritik öneme sahip olan bu elementler, geleceğin güç kapasitesinin temel yapı taşlarıdır. Çin’in bu alandaki hamleleri, yalnızca ekonomik değil, uzun vadeli stratejik bir güvence arayışıdır.
Rusya cephesinde ise tablo daha sert ve daha açıktır. Moskova, Arktik bölgesini tarihsel bir nüfuz alanı olarak görmekte ve bu hattı askerî, lojistik ve enerji yatırımlarıyla sistematik biçimde tahkim etmektedir. Yeni üsler, buz kırıcı filoları ve Arktik geçişlerini kontrol etmeye yönelik adımlar, Rusya’nın bu bölgeyi küresel pazarlık gücünün önemli bir unsuru hâline getirme niyetini göstermektedir.
Grönland meselesi, yalnızca kuzeydeki bir ada üzerinden yürüyen dar bir rekabet olarak okunmamalıdır. Bu coğrafya, 21. yüzyılın hangi aktörler tarafından ve hangi stratejik hatlar üzerinden şekilleneceğine dair güçlü ipuçları sunmaktadır. Arktik’te kurulan her askerî, ekonomik ve diplomatik denge; Akdeniz’den Karadeniz’e, Orta Doğu’dan Avrasya’ya uzanan geniş bir jeopolitik zinciri doğrudan etkilemektedir. Küresel güç merkezleri arasındaki gerilim, artık yalnızca sıcak çatışma bölgelerinde değil, uzun süre “sessiz” kalmış alanlarda da belirleyici olmaktadır.
Türkiye açısından bakıldığında mesele, Grönland’da ne olduğundan ziyade, bu yeni jeopolitik hattın nereye bağlanacağı sorusudur. Çünkü küresel düzen, giderek krizlerin patlak verdiği noktalarda değil; önceden ihmal edilmiş, stratejik değeri sonradan fark edilen coğrafyalarda kurulmaktadır. Enerji yolları, ticaret koridorları ve güvenlik mimarisi bu sessiz alanlar üzerinden yeniden inşa edilmektedir.
Sonuç olarak Grönland, yalnızca eriyen buzulların değil, değişen dünya düzeninin de sembolüdür. Bugün Arktik’te atılan her adım, yarının küresel güç dengelerini şekillendirmektedir. Grönland bu açıdan bir ada olmanın ötesinde, büyük dönüşümün en net uyarı işaretlerinden biridir. Sessizliği, aslında en gürültülü mesajı vermektedir.
Mehmet Emir Aksoy
Uluslararası İlişkiler Uzmanı
Bursa Vatan Medya Grubu Köşe Yazarı
