Sosyal Medya ve Ruh Sağlığı Üzerine Bir Gözlem

  • 17 Ocak 2026
Sosyal Medya ve Ruh Sağlığı Üzerine Bir Gözlem

Ahmet Koçak
Bursa Vatan Medya Grubu – Köşe Yazarı

Sosyal medya artık hepimizin yaşantısının tam merkezinde yer alıyor. Ben de bu dijital dünyanın içindeyim. Yaklaşık üç bin civarında takipçim var. Başvuru yapsak, belki de küçük bir ilçe sayılabilecek bir topluluk… Zaten ben de küçük bir ilçede yaşıyorum. Bununla birlikte, takipçilerimin iki katından fazlası farklı il ve ilçelerden gelip bu dijital ortamda aramıza katılan insanlardan oluşuyor.

Dikkat çekici olan şu: Kimi insanların, yaşadıkları yer küçük olmasına rağmen büyük şehirleri aratmayacak kadar çok takipçisi var. Benim takipçi sayım belki az sayılabilir; ancak takip edenlerim ve benim takip ettiklerim aktif, söz söyleyen ve fikir üreten kişilerden oluşuyor.

Bu çevrede her düşünceden insan var. Komünistten şeriatçıya kadar, toplumun her kesimini temsil eden görüşler sosyal medya akışımda yer alıyor. Hiçbirini silmiyorum. Paylaşımlarını okuyorum. Hatta reklamlar yoluyla karşıma çıkanları da eklersek, okuduklarım ve izlediklerim zaman zaman insanın ruhsal dengesini zorlayacak boyutlara ulaşabiliyor.

Normal şartlarda böylesi bir yoğunluk insanın psikolojisini bozabilir. Ancak ilginçtir, bende olumsuz bir etki yaratmıyor. Bunun nedenini başlıkta özetlemeye çalıştım.

Çünkü her önermeye karşı bir başka önerme çıkıyor. Her fikrin karşısında onu dengeleyen bir karşı fikir var. Bu durum, bende çatışmadan çok uzlaşı duygusu yaratıyor. Artılar ve eksiler birbirini götürüyor, sonuçta sıfırda buluşuluyor. Yani bir denge oluşuyor.

Özetle söylemek gerekirse; sosyal medyada maruz kaldığım fikir çeşitliliği beni yormuyor, aksine düşünmeye ve anlamaya sevk ediyor. Belki de mesele, ne okuduğumuzdan çok, okuduklarımıza nasıl baktığımızda gizlidir.

ÖNERME / KARŞI ÖNERME / UZLAŞIM
Sosyal medya hepimizin yaşantısının merkezinde yer almaya başladı. İzleyenlerim üç bin civarında. Başvuru yapsak küçük bir ilçe olabiliriz. Böyle küçük bir ilçede yaşıyorum. Bunların iki katından fazla da başka il ve ilçelerden gelip aramıza katılanlar var. Kimilerinin büyük iller kadar takipçileri var. Benim izleyenlerim ve izlediklerimin sayısı az ama aktif kişilerden oluşuyor. Komünistten, şeriatçıya kadar her görüşten insan var.
Hiç birini silmiyorum. Paylaşımlarını okuyorum. Reklamlarla gelenleri de katarsam okuduklarım, izlediklerim ruhsal sıkıntı yaşatacak kadar. Psikolojimin bozulması gereklidir ama bende kötü bir etki yaratmıyorlar. Nedenini başlıkta özetledim. Önermelere karşı önermeler geliyor ve bende uzlaşıma neden oluyor. Özetle; artı eksi birbirini götürüyor sonuç sıfır oluyor, kötü bir etki yapmıyor.
Önermede bir diziden bölüm var; Abdülhamit’in imzaladığı ve Duyun-u Umumiyenin ekmek zamlarından sonra fırınlarda ekmek satılmaz. Bunun üzerine padişah imzaladığı zammı geri çeker. Ekmek zammından beklediğini bulamayan bir adam padişaha sızlanır. Padişah:
“Sarayın fırını sabaha kadar çalıştı bedava ekmek dağıttı. Kafamı bozmayın fırınları bir ay çalıştırırım bir ay ekmek satamazsanız,” diye adamı azarlar. Dizide padişahın borçlardan dolayı ekmek zammına onay vermesi, ezilmesi anlatılırken paylaşımı yapan övmek için paylaşmıştır.
Önermeye karşı önerme gelmez mi? Gelir tabi ki;
“İşte Kapitülasyonları kaldıran, Duyun-u Umumiye borçlarını kapatan kişi Mustafa Kemal Atatürk’tür. “ Önerme, karşı önermeyle çürüdü ve bendeki etkisi sıfır oldu.
Önerme: “II. Beyazıt İspanya’da zor durumda kalan Yahudileri ülkemize kabul etti ve onları Selanik’ e yerleştirdi. İşte Osmanlıyı yıkan, yerine batı kanunlarını getirenler bunların çocuklarıdır.”
Karşı Önerme: “ Aklınca Mustafa Kemal Atatürk’ü karalamaya çalıştığını sanıyorsun. Ülkemizi düşman işgalinden kurtaran; çağdaş, özgür bir ülke kuran o güzel insanları küçültemezsin. Siz cahil yobazlar onları karaladıkça onlar gözümüzde daha da büyürler.”
Yanıt verilmiş zihnimde bir iz bırakmamıştır.
Önerme: “Alfabemiz değiştirildi. Bir gecede cahil kaldık. Bir de batının kanunları alınmış ahlakımızı bozmuştur.”
Karşı Önerme: “ Birincisi o alfabe bizim alfabemiz değil, Arap alfabesiydi. Duyan da Uygur alfabesi kaldırıldı sanır. Latin harflerine geçince çağdaş dünyaya uyum sağlamış olduk. İkincisine gelince batının bulduğu; motorlu araçları, uçakları, bilgisayarı, cep telefonunu kullanırken bir sızlanman olmuyor ama çağdaş hukuk alınınca ahlaken çöküntüye uğradığını düşünüyorsun. Çok saçma!”
Yine sıfıra sıfır elde var sıfır.
Önerme: “Layiklik dinsizliktir.”
“Karşı Önerme: “Önce Türkçe yazmayı öğren. O ‘layiklik’ değil, laikliktir. Laiklik adam olmaktır, der Ulu önder Atatürk. Laik olmayan ülkede iç barış da, ilerleme de olmaz. Batı ülkeleri laik düzene geçtikten sonra mezhep ve din savaşları sona erdi ve dev adımlarla ilerlediler. Laiklik dinsizlik ise, laik bir ülkede nasıl dindar oldun?”
Bana yine bir söz düşmedi.
Önerme: “Birkaç ay önce uçak motoru yapmadı diye hükümet ile dalga geçenler yedi yılda Ankara’nın su borularını bile değiştiremeyen Mansur Yavaş Ankara’yı susuz bıraktı deyince kızıyorlar.”
Karşı Önerme: “ABD uçak motorunu vermiyor diyen bir bakan var ortada. Yüzde yüz yerli kandırmacası suya düştü. Belediye başkanlarını çalıştırmayacağız diyenler çalıştırmamak için ellerinden geleni yapıyor. Bulup buluşturup çalışanı da içeri atıyor. Kentlerin içme suyu nereden gelir? Barajlardan. Belediyeler baraj yapamaz, yetki DSİ’dedir.”
Önerme karşı önermeyle yine çürüdü.
Önerme: “Ankara susuz kaldı. İki aydır suyu akmayan mahallede eski başkanın oğlu kamyonla su dağıtmak zorunda kaldı.”
Karşı önerme: “Veli Ağababa’nın; “sen o kadar serveti nasıl edindin? Kursağından helal lokma geçmedi.” dediği adam mı dağıttı. Şov yapıyor. Ben de o mahallede oturuyorum. İki ayda sadece altı saat su kesintisi oldu. Oradaki insanları tanıyorum. Hepsi yalan söylüyor.”
Aslında uzlaştığım şey düşünceler değil, gürültüye karşı düşünsel direncimdir.
Baka bir deyişle;
Tez, anti tez, sentez arasında yuvarlanıp gidiyoruz işte…

ahmet.kocak16@hotmail.com

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ