KESK’ten Sert İsyan
“Bu Bir Zam Değil, Açlık Dayatmasıdır! Geçinemiyoruz, İş Bıraktık!”
Kamu emekçileri bir kez daha görmezden gelindi, bir kez daha yoksulluğa mahkûm edildi. KESK’e bağlı sendikalar, insanca yaşam taleplerinin sistematik biçimde gasp edilmesine karşı ülke genelinde iş bıraktı. Bursa’dan yükselen ses ise net ve sertti: “Bu bütçeye itirazımız var, baki gelirden payımıza düşeni istiyoruz!”
KESK, “emeğimizin karşılığını istiyoruz” diyerek üretimden gelen gücünü kullandı. Yıllardır haykırılan “geçinemiyoruz” gerçeği, iktidar tarafından bilinçli biçimde duymazdan gelinirken, kamu emekçileri bugün artık sabrın tükendiğini ilan etti.
Sahte Rakamlar, Gerçek Yoksulluk
KESK açıklamasında, TÜİK’in güvenilirliğini tamamen yitirmiş verileri hedef alındı. Türkiye’nin, TÜİK’in makyajlı rakamlarına göre bile dünyada en yüksek enflasyona sahip beş ülkeden biri olduğuna dikkat çekildi. Gıda, kira, eğitim ve ulaşımda ise Avrupa ve OECD ülkeleri arasında açık ara birincilik Türkiye’ye ait.
Avrupa’da bir yılda yaşanan enflasyonun Türkiye’de bir ayda yaşandığı vurgulanırken, maaş artışlarının Merkez Bankası’nın hiçbir zaman tutmayan tahminlerine ve TÜİK’in “sahte verilerine” göre belirlendiği ifade edildi.
Ocak ayında açıklanan yüzde 18,6’lık artışın bir “zam” değil, geçmiş kayıpların kırıntısı olduğu belirtilirken, kamu emekçilerinin 2026’ya ortalama yalnızca yüzde 12,5’lik reel artışla girdiği vurgulandı.
Zamlar Maaşı Yutuyor, Vergi Kalanı Siliyor
KESK’e göre tablo vahim: Toplu taşımadan sağlığa, köprüden otoyola her kalemde zam oranları maaş artışlarının iki katını aştı. Kiralar ise maaş zammının neredeyse üç katı arttı.
Somut örnek çarpıcıydı:
Aralık ayında 55 bin TL maaş alan bir memur 25 bin TL kira ödüyordu. Ocak’ta maaşı 66 bin TL’ye çıktı, ancak kirası 33 bin 720 TL’ye fırladı. Maaş zammı daha cebe girmeden kiraya ve adaletsiz vergi dilimlerine kurban edildi.
“Bu Bir Tesadüf Değil, Planlı Yoksullaştırmadır”
KESK, yaşananların ne kader ne de ekonomik zorunluluk olduğunu vurguladı. “Toplu sözleşme” adı altında yıllardır sergilenen danışıklı dövüşlerin bedelinin daha fazla yoksulluk ve güvencesizlik olarak kamu emekçilerine kesildiği ifade edildi.
Açıklamada, iktidarla birlikte hareket eden yandaş konfederasyonlar da açıkça hedef alındı. Hakem Kurulu’nu “işverenin noteri” ilan edip ardından ilk çağrıda masaya oturan sendikal anlayışın, bugünkü tablonun ortaklarından biri olduğu belirtildi.
“Kaynak Yok” Yalanı Çöktü
KESK, bütçe tartışmalarında sıkça dile getirilen “kaynak yok” söylemini sert ifadelerle reddetti. Sorunun kaynak eksikliği değil, kaynakların kimin için harcandığı olduğu vurgulandı.
Toplanan her 100 TL verginin:
-
20 TL’sinin faiz adı altında yerli-yabancı sermayeye,
-
5 TL’sinin patronlara teşvik olarak,
-
En az 16 TL’sinin silahlanmaya,
-
3 TL’sinin yandaş müteahhitlere hazine garantisi olarak aktarıldığı belirtildi.
Buna karşılık yoksullukla mücadeleye sadece 4 TL, hukuka 62 kuruş, kadınların güçlendirilmesine ise yalnızca 6 kuruş ayrıldığı ifade edildi.
“Bu Ülke Fakir Değil, Bilerek Fakirleştiriliyor”
KESK’e göre Türkiye’de insanca yaşam için fazlasıyla kaynak var. Ancak bu kaynaklar halka değil, “bir avuç asalak azınlığa” aktarılıyor. Yoksulluk bilinçli olarak derinleştiriliyor, emekçiler baskı ve korku ile biat etmeye zorlanıyor.
“Biz kapıkulu değiliz, kamu emekçisiyiz” diyen KESK, bu düzenin reddedildiğini açıkça ilan etti.
KESK’in Talepleri Net ve Acil:
-
Ocak ayından itibaren maaşlara ek yüzde 20 artış,
-
İlave seyyanen ödemenin taban maaşa yansıtılması,
-
3600 ek gösterge ve mülakatın kaldırılması,
-
Grevli toplu sözleşme hakkının önündeki engellerin kaldırılması,
-
En düşük kamu maaşının yoksulluk sınırının üzerine çıkarılması,
-
Kira, kreş ve yol desteği sağlanması.
KESK, sadece kamu emekçilerine değil, işçiden emekliye, gençten kadına tüm topluma çağrı yaptı:
“Bugün susarsak yarın yok sayılırız.
Kurtuluş yok tek başına.
Ya hep beraber, ya hiçbirimiz!”
Yaşasın örgütlü mücadele!
Yaşasın KESK!
