Türkiye’de Tarımsal Eğitimin 180. Yılı Gururla Kutlanıyor:
Ziraat Mühendisliğinden Tarımsal Kalkınmaya Güçlü Mesajlar
Türkiye’de tarımsal eğitim ve öğretimin temellerinin atıldığı 10 Ocak 1846 tarihinin 180. yıl dönümü, büyük bir onur ve gururla anılıyor. İstanbul Yeşilköy’de bulunan Ayamama Ziraat Mektebi ile başlayan bu köklü süreç, aradan geçen 180 yılda Türk tarımının gelişiminde belirleyici bir rol üstlenerek bugünlere ulaştı. Tarımsal eğitimin tarihsel mirası, yalnızca bir eğitim sürecini değil; aynı zamanda ülkenin ekonomik, stratejik ve toplumsal geleceğini şekillendiren bir alanı temsil ediyor.
Bu anlamlı yıldönümü dolayısıyla yapılan açıklamada, başta Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, vatan uğruna mücadele eden tüm kahramanlar saygı ve minnetle anıldı. Geçmişten bugüne gerek Ziraat Fakültelerinden gerekse Tarım Meslek Liselerinden mezun olarak Türk tarımına emek veren tüm meslektaşlara şükran sunulurken, hayatını kaybedenler rahmetle yad edildi.
Bugün Türkiye genelinde sayısı 48’e ulaşan Ziraat Fakültelerinden yaklaşık 150 bin ziraat mühendisi mezun olmuş durumda. Bu mezunlar, yıllardır ülke tarımına hizmet etmiş ve etmeye devam ediyor. Öte yandan, hâlen binlerce öğrenci Ziraat Fakültelerinde eğitim alarak tarım sektöründe görev almaya hazırlanıyor. Ancak bu tabloya rağmen, tarımsal eğitimin ve mesleğin karşı karşıya kaldığı yapısal sorunlar da dikkat çekiyor.
Tarımın, insan yaşamı için vazgeçilmez bir alan olduğuna vurgu yapılan açıklamada; tarımın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyolojik ve stratejik bir faaliyet olduğunun altı çizildi. Özellikle pandemi döneminde ziraat mühendisliğinin ve tarımsal üretimin hayati önemi daha net biçimde ortaya çıkarken, buna karşın bazı Ziraat Fakültelerinde bölümlerin tercih edilmediği gerekçesiyle kapatılması ciddi bir çelişki olarak değerlendirildi. Her yıl yaklaşık 5 bin ziraat mühendisi mezun edilirken, bugün iş bulamayan ve farklı sektörlerde çalışmak zorunda kalan mühendis sayısının 30 binlere ulaştığı ifade edildi. Bu durumun, plansız ve bölgesel ihtiyaçlar gözetilmeden açılan fakültelerin yanlışlığını açıkça ortaya koyduğu vurgulandı.
Ziraat Fakültelerinin yeniden cazip ve tercih edilen kurumlar haline gelmesi için, ülkenin gerçek ziraat mühendisi ihtiyacının ve bölgesel tarımsal özelliklerin dikkate alınarak fakülte ve bölüm sayılarının belirlenmesi gerektiği ifade edildi. Tarımsal eğitim programlarının da bu veriler doğrultusunda yeniden yapılandırılmasının kaçınılmaz olduğu belirtildi.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında doğru ve akılcı politikalarla ülkeyi besleyen ve kalkınmanın temel unsurlarından biri olan tarımın, ne yazık ki son yıllarda yeterli desteği göremediğine dikkat çekildi. Üretimden uzaklaşan ve tüketime dayalı bir yapıya sürüklenen Türkiye’nin, hızla artan nüfusunu besleyebilmek için tarım ürünleri ithal eder hale geldiği vurgulandı. Tarım ithalatının her geçen yıl artmasının, gıda güvenliği açısından ciddi riskler barındırdığı ifade edilirken; Ukrayna’daki savaş nedeniyle Türkiye’nin bu ülkeden buğday bekler duruma gelmesi, tarımın stratejik önemini bir kez daha gözler önüne serdi.
Dünya genelinde salgın hastalıklar, savaşlar, gıda krizleri, küresel ısınma, kuraklık ve su kıtlığı gibi çok boyutlu sorunların yaşandığına dikkat çekilen açıklamada, Türkiye’nin bu olumsuzluklardan en az düzeyde etkilenmesi için tarımsal potansiyelini en üst düzeyde değerlendirmesi gerektiği vurgulandı. Tarımın, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçası olduğu ifade edildi.
Yasal düzenlemelere göre tarımsal desteklerin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYH) en az %1’i oranında olması gerektiği hatırlatılırken, bu oranın yıllardır sağlanmadığına dikkat çekildi. Tarımsal desteklerin artırılmasının ve tarımın yeniden lokomotif sektör haline getirilmesinin zorunlu olduğu belirtildi. Bitkisel ve hayvansal üretimde stratejik ürünlerde arz artışının artık bir tercih değil, zorunluluk olduğu vurgulandı. Bu noktada Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Milli ekonominin temeli ziraattir” sözüne atıf yapıldı.
Açıklamada, kamunun yani halkın en temel haklarının; temiz hava, yeterli ve güvenli gıda, kirletilmemiş topraklar ve temiz içme suyu olduğu ifade edildi. Halkın ucuz, sağlıklı ve güvenli gıdaya erişiminin; ancak çiftçinin desteklenmesi, tarımsal altyapı sorunlarının çözülmesi ve kooperatifçilik anlayışının güçlendirilmesiyle mümkün olacağı belirtildi. Bu nedenle Türkiye’de vakit kaybedilmeden kapsamlı bir tarımsal kalkınma seferberliği başlatılması gerektiği çağrısı yapıldı.
Tarımın lokomotif sektör haline gelebilmesinin, ziraat mühendislerinin mesleki ve ekonomik sorunlarının çözülmesine bağlı olduğu ifade edildi. Kamuda çalışan ziraat mühendislerinin, yaklaşık 10 yıl öncesine kadar dengi meslek gruplarıyla benzer gelir düzeyine sahipken, bugün aralarında iki-üç katı bulan gelir farklarının oluştuğu dile getirildi. Bu durumun yalnızca kamuda değil, özel sektörde çalışan ziraat mühendislerini de doğrudan etkilediği belirtildi.
Bir yandan iş arayan çok sayıda meslektaş bulunurken, diğer yandan iş yeri sahibi olan ziraat mühendislerinin de mevcut konumlarını korumakta zorlandıkları ifade edildi. Son dönemde tarımsal girdi fiyatlarında yaşanan hızlı artışların, serbest çalışan ve iş yeri sahibi meslektaşların geleceğe yönelik planlama yapmasını ciddi şekilde zorlaştırdığına dikkat çekildi. Bu sorunların, tüm ziraat mühendislerinin ortak sorunu olduğu vurgulandı.
Kamuda ve özel sektörde tarımsal kalkınmayı sağlayacak ziraat mühendislerinin bilgi ve birikimleriyle sahada daha etkin rol alabilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesinin en büyük beklenti olduğu ifade edildi.
Açıklama, her koşulda ve her şartta mesleğini özveriyle sürdüren tüm ziraat mühendislerinin kutlanması ve hayatını kaybeden meslektaşların rahmetle anılmasıyla sona erdi. 2026 yılının ilk günlerinde, yeni yılın Türkiye’ye sağlık, mutluluk ve huzur; tarım sektörüne ise bol ve bereket getirmesi temennisinde bulunuldu.
Ziraat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi adına yapılan açıklama,
Şube Başkanı Veli Koç imzasıyla kamuoyuna sunuldu.
