BUNU DA GÖRDÜK, BUNU DA DUYDUK
Artık hiçbir cümleye, hiçbir söyleme, hiçbir eyleme şaşkınlıkla bakamıyoruz.
Çünkü bu ülkede şaşırmak, çoktan lüks oldu.
“Bunu da gördük” diyoruz.
“Bunu da duyduk” diye ekliyoruz.
Sonra susuyor, başka bir gündeme geçiyoruz.
Bir öğretmen…
Okulda olması gereken, sınıfta olması gereken bir öğretmen.
Cumhuriyeti koruyacak, geleceği inşa edecek gençleri yetiştirmesi gereken bir öğretmen.
Henüz 16 yaşında altı kız çocuğunu, temizlik yaptırmak üzere evine götürüyor.
Bu tek başına bir adli vaka değildir.
Bu olay, bir ülkenin eğitim, ahlak ve denetim fotoğrafıdır.
Asıl sorun bu eylemin haber olması değil.
Asıl sorun, bu tür eylemlerin normalleşmiş olmasıdır.
Çünkü bu ülkede çocukların başına gelenler artık bireysel değildir.
Sınıfta…
Yurtta…
Evde…
Sokakta…
Ve ne acıdır ki, Meclis çatısı altında bile.
TBMM’de istismar edilen kız çocukları konusu gündeme geldiğinde,
birileri çıkıp şunu söyleyebildi:
“Abartmayın, sadece beş kişi.”
“Büyütülecek bir durum yok.”
Sadece…
Beş…
İnsanı sarsması gereken bir sözcüğün önüne “sadece” kelimesini koyarak,
beş çocuğun hayatını, geleceğini, ruhunu bir dipnota dönüştüren bu dil kabul edilemez.
Soruyorum:
Kaç çocuk olursa “fazla” olur?
Kaç çocuğun hayatı karardığında vicdan harekete geçer?
Bir mi?
On mu?
Yüz mü?
Yoksa sorun sayı değil, koltukların rahatlığı mı?
Bir ülkede istismar, Meclis kürsüsünden küçültülüyorsa;
orada yalnızca çocuklar değil, vicdanlar da kirlenmiştir.
Bu yüzden mesele yalnızca bir öğretmenin yaptığı ya da yapmadığı değildir.
Mesele, bu tür olaylar karşısında sergilenen siyasal duruştur.
Yani;
yadsıma,
geçiştirme,
suskunluk.
“Yanlış anlaşılma.”
“Olay çarpıtılıyor.”
“Birkaç münferit vaka.”
Bu cümleler artık masum değildir.
Bu cümleler, suçun üzerini örten battaniyelerdir.
Öğretmenlik güçtür.
Siyaset güçtür.
Ama güç;
ahlakla sınırlandırılmadığında,
hukukla denetlenmediğinde,
vicdanla yüzleşmediğinde
çocukların hayatına dokunur.
Ve her dokunuş masum değildir.
Altı kız çocuğu bir evde…
Beş kız çocuğu Meclis gündeminde…
Ama yüzlercesi istatistiklerde,
binlercesi suskunlukta kaybolur.
Biz ise hâlâ “olayın aslı”nı bekleriz.
Sanki çocukların yaşadıkları başlı başına asıl değilmiş gibi.
Bir toplum çocuklarını koruyamıyorsa;
onları yoksulluğa, itaate, korkuya ve belirsizliğe terk ediyorsa;
orada bireysel suçtan söz edilemez.
Orada toplumsal ve siyasal bir çürüme vardır.
Artık “bunu da gördük” demek yetmez.
“Bunu da duyduk” diyerek geçiştirmek suç ortaklığıdır.
Asıl soru şudur:
Biz ne zaman susmamayı öğreneceğiz?
Ne zaman sayıları değil, yaşamları konuşacağız?
Ne zaman çocukları değil, sistemi yargılayacağız?
Çünkü bu ülkede;
en çok çocuklar korunmasız,
en çok yetişkinler suskun,
en çok da suçlar küçültülerek büyüyor.
Bunu da gördük.
Bunu da duyduk.
Ama asıl utanç, buna alışmamızdır.
Asıl suç, ilgisizliğimizdir.
Asıl sorumluluk; sende, bende, hepimizdedir.
Zeki BAŞTÜRK
Bursa Vatan Medya Grubu Köşe Yazarı
