İnsanlık Nereye Gidiyor?
Sevgi Yıldız
Bursa Vatan Medya Grubu – Köşe Yazarı
Her sabah yeni bir güne uyanıyoruz ama aslında uyanamıyoruz. Çünkü geceden kalan ağırlık, manşetlere sığmayan acılarla birlikte üzerimize çöküyor. Bir kadın daha öldürülmüş oluyor. Bir çocuk daha kaybolmuş. Bir annenin sesi bir istatistiğin içine gömülüyor. Ve biz buna alışıyoruz. İşte asıl korkunç olan da bu: Alışmak.
İnsanlık ne zaman bu kadar sessizleşti? Ne zaman “vahşet” kelimesi sıradan bir haber dili hâline geldi? Kadın cinayetleri artık münferit değil; sistematik, süreklilik gösteren ve çoğu zaman cezasızlıkla beslenen bir gerçeklik. Kadın hakları deniyor ama bu haklar kâğıt üzerinde duruyor; sokakta, evde, mahkeme salonlarında yok sayılıyor. Bir kadının yaşam hakkını savunmak hâlâ “abartı” olarak görülüyorsa, burada açık bir insanlık krizi vardır.
Çocuklar… En korunması gerekenler. Ama en çok kaybolanlar. En çok susturulanlar. En çok görmezden gelinenler. Bir çocuğun kaybolması, aslında bir toplumun vicdanının da kaybolmasıdır. O çocuğu aramaktan vazgeçtiğimiz an, geleceği aramaktan da vazgeçmiş oluruz. Ne yazık ki çoğu zaman birkaç gün süren göstermelik bir hassasiyetin ardından derin bir sessizlik başlıyor. Sanki hiçbir şey olmamış gibi hayat devam ediyor. Ama o çocuk için hayat çoktan duruyor.
Sorun sadece suçu işleyenlerde mi? Hayır. Sorun, susanlarda. “Beni ilgilendirmiyor” diyenlerde. “Aman başıma iş almayayım” diye geri duranlarda. Sorun, adaletin geciktiği her saniyede normalleşen şiddette. Bir kadın defalarca şikâyet ettiği hâlde korunmuyorsa, orada yalnızca bir cinayet değil, bir sistem arızası vardır. Bir çocuk korunamıyorsa, o toplum kendini de koruyamaz.
İnsanlık ilerlediğini sanıyor. Teknoloji gelişiyor, binalar yükseliyor, ekranlar büyüyor. Ama vicdan küçülüyorsa, buna ilerleme denemez. Kadınların hâlâ “neden oradaydı”, “neden o saatteydi” diye sorgulandığı bir yerde adalet yoktur. Çocukların güvenliğinin yalnızca ailelerin omuzlarına bırakıldığı bir yerde devlet yoktur. Ve tüm bunlara alışan bir toplumda, insanlık ağır yara almıştır.
Bu bir kader değil. Bu bir tercih. Görmemeyi, duymamayı, konuşmamayı seçtiğimiz her gün bu karanlık biraz daha büyüyor. Oysa insanlık tam da burada başlar: Bir haksızlığa ses çıkarmakta. Bir çocuğun elini tutmakta. Bir kadının “yardım” çığlığına kulak vermekte.
Belki dünyayı bir anda değiştiremeyiz. Ama susarak kesinlikle daha kötü hâle getirebiliriz. “İnsanlık nereye gidiyor?” sorusunun cevabı aslında çok basit: Biz nereye bakıyorsak oraya. Gözlerimizi kapatırsak karanlığa, açarsak umuda.
Ve unutmayalım:
Bir toplumun gerçek medeniyet seviyesi, en savunmasız olanlarına nasıl davrandığıyla ölçülür.
