“Bakmak mı, Yetiştirmek mi?”
Uzmanlar Uyarıyor: Bir Toplumun Geleceği Ebeveynlik Anlayışıyla Şekilleniyor
Serbest Denetçi Mali Müşavir Selma Çalışır, kaleme aldığı değerlendirmede, ebeveyn tutumlarının çocukların psikolojik gelişimi, eğitim sistemi üzerindeki etkileri ve bunun uzun vadede topluma yansıyan sonuçlarını çok boyutlu şekilde ele aldı. Çalışır’a göre, çocuk yetiştirme anlayışındaki temel sorun, “bakmak” ile “yetiştirmek” arasındaki farkın giderek silikleşmesi.
Günümüzde birçok ebeveyn, çocukların fiziksel ihtiyaçlarını karşılamayı yeterli görürken; uzmanlar bu yaklaşımın bireysel ve toplumsal düzeyde ciddi sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.
Fiziksel İhtiyaçlar Yeterli mi?
Bir çocuğun beslenmesi, giydirilmesi ve okula gönderilmesi, ebeveynliğin yalnızca görünen kısmı. Selma Çalışır, bu noktada kritik bir soruya dikkat çekiyor:
“Bir çocuğun karnını doyurmak ve okula göndermek, onu sağlıklı bir birey haline getirmeye yeter mi?”
Uzmanlara göre yanıt net: Hayır.
Çünkü bakmak, çocuğun fiziksel varlığını sürdürmesini sağlarken; yetiştirmek, onun karakterini, vicdanını ve hayata bakışını inşa ediyor.
“Bakılan Ama Yetiştirilmeyen” Çocuklar
Sadece temel ihtiyaçları karşılanan çocukların çoğu, büyüme sürecinde ebeveynlerinden şu mesajı alıyor:
“Ben görevimi yaptım.”
Bu yaklaşımın çocuk üzerindeki etkileri ise oldukça çarpıcı:
-
Kurallara uyarlar ancak nedenini sorgulamazlar
-
Sevilmenin koşullu olduğuna inanırlar
-
Yanlış yapmaktan çok, yakalanmaktan korkarlar
Uzmanlar, bu çocukların yetişkinlik döneminde de benzer sorunlar yaşadığına dikkat çekiyor. Karar almakta zorlanan, otorite karşısında ya tamamen boyun eğen ya da sert bir isyan geliştiren bireyler ortaya çıkıyor. İlişkilerde ise bağımlı ya da aşırı mesafeli tutumlar yaygınlaşıyor.
Sonuç olarak, fiziksel olarak büyümüş ancak duygusal gelişimi eksik kalmış bireylerin sayısı artıyor.
Yetiştirilen Çocuklarda Fark Ne?
Çalışır’ın değerlendirmesine göre, yetiştirilen çocuklar ise tamamen farklı bir gelişim süreci yaşıyor. Bu çocuklar:
-
Duygularını tanımayı ve ifade etmeyi öğreniyor
-
Kuralların neden var olduğunu kavrıyor
-
Hata yaptığında cezalandırılmak yerine yönlendiriliyor
Bu yaklaşım, çocukların yetişkinlikte de güçlü bir iç dengeye sahip olmasını sağlıyor. Eleştiriye açık ama kendini değersizleştirmeyen, sorumluluk alan ve bahanelere sığınmayan bireyler yetişiyor. Uzmanlar, bunun temelinde sürekli kontrol edilmek değil, anlaşılmak olduğunu vurguluyor.
Eğitim Sistemi Bu Açığı Kapatabilir mi?
Ebeveynlikteki bu eksikliği eğitim sisteminin telafi edip edemeyeceği ise tartışmalı bir diğer başlık. Selma Çalışır bu soruya net bir yanıt veriyor:
“Eğitim sistemi bilgi verir; karakter inşa edemez.”
Ezberci ve sınav odaklı bir sistemde, öğrenciler çoğu zaman sorgulamadan başarıya odaklanıyor. Bu durum:
-
Başarılı görünen ama eleştirel düşünmeyen bireyler
-
Ahlaktan çok sonuca odaklanan kararlar
-
“Doğru olan” yerine “kazandıran” tercihler
şeklinde toplumsal bir tabloya dönüşüyor. Uzmanlara göre, ailede atılmayan temelin okul tarafından tek başına oluşturulması mümkün değil.
Toplumsal Sonuçlar: Vicdan mı, Çıkar mı?
Bakılan ama yetiştirilmeyen nesillerin uzun vadede toplumu da şekillendirdiğine dikkat çekiliyor. Bu bireyler:
-
Kolay yönlendirilebiliyor
-
Güçlünün yanında, haklının karşısında durabiliyor
-
Adalet yerine kişisel çıkarı önceleyebiliyor
Bu durum, kuralları olan fakat vicdanı zayıf toplumların ortaya çıkmasına yol açıyor. Oysa yetiştirilmiş bireylerden oluşan toplumlar; hak ile gücü ayırt edebiliyor, eleştirirken yıkıcı olmuyor ve özgürlükle sorumluluk arasındaki dengeyi koruyabiliyor.
Uzmanlar, bir toplumun demokrasi, adalet ve liyakatle kurduğu ilişkinin, çocuk yetiştirme biçimiyle doğrudan bağlantılı olduğunun altını çiziyor.
Sonuç: Tarihsel Bir Sorumluluk
Selma Çalışır, değerlendirmesini şu çarpıcı sözlerle tamamlıyor:
“Bir çocuğa bakmak asgari görevdir.
Onu yetiştirmek ise tarihsel bir sorumluluktur.”
Uzmanlara göre beden büyütmek kısa vadeli bir kazanım sağlarken, insan yetiştirmek toplumların geleceğini belirliyor. Aksi halde toplumlar günü kurtarabiliyor, ancak yarınını kaybediyor.
