“Bir Gönül Sızısıdır Vatan: Buhara’nın Duası, Kırcaali’nin Mirası”
Rafet Ulutürk – BULTÜRK Genel Başkanı
BULTÜRK – Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği Genel Başkanı Rafet Ulutürk, kaleme aldığı anlamlı yazısında vatan sevgisinin mana derinliğine dikkat çekti. “Bize ‘Kimsiniz?’ diye sorduklarında, cevabımızı ne bir parti tüzüğünde ne de bir çıkar sofrasında bulabilirsiniz,” diyen Ulutürk, millet ve vatan bilincinin gönüllerdeki karşılığını anlattı.
Ulutürk, “Biz vatanını sevmeyi bir borç değil, bir ibadet bilenlerdeniz. Bayrağı sadece gökte değil, babanın şefkatinde, çiftçinin nasırlı ellerinde taşıyan gerçek milliyetçileriz,” ifadeleriyle vatan sevgisinin şekil değil, ruh meselesi olduğunu vurguladı.
Yazısında Hoca Ahmet Yesevî’den başlayıp Anadolu’yu mayalayan manevi yürüyüşe de değinen Ulutürk, “Bu kutlu yolculuk, Buhara’nın tozlu yollarında çekilen bir besmeleyle başladı. O nefes, Ahlat’ta dua, Çanakkale’de destan, Edirne’de ezan oldu,” diyerek milletin tarihsel ve kültürel mirasını hatırlattı.
Ulutürk’ün bu duygu yüklü satırları, sadece geçmişin izlerini değil, geleceğe dair umutları da yansıttı.
İşte o yazı…
Bir Gönül Sızısıdır Vatan: Buhara’nın Duası, Kırcaali’nin Mirası
Bize “Kimsiniz?” diye
sorduklarında, önce derin bir nefes alıp ufka bakarız. Çünkü bizim cevabımız bir parti tüzüğünde, bir dernek tüzüğünde ya da bir menfaat sofrasında yazılı değildir. Bizim cevabımız; bir annenin seccadesindeki gözyaşında, bir yetimin başının okşanışında ve bir şehidin son gülümsemesinde saklıdır.
Biz, vatanını sevmeyi bir “borç” değil, bir “ibadet” bilenleriz.
Bayrağı sadece gökyüzünde değil, evladını öpen bir babanın şefkatinde, toprağı avuçlayan bir çiftçinin nasırlı ellerinde taşıyan gerçek milliyetçileriz.
Buhara’dan Esen O Kutsal Nefes
Yolumuz uzun, yükümüz ağır, ama sevdamız her şeyden büyüktür.
Bu yürüyüş, bir sabah vakti Buhara’nın tozlu yollarında çekilen bir besmeleyle başladı. Hoca Ahmet Yesevî’nin dergâhında pişen o ilk lokma, tam 80 şehri birer birer bereketlendirerek Anadolu’ya akmış; Ahlat’ta bir mezar taşına dua, Çanakkale’de bir siperde destan, Edirne’de bir minarede ezan olmuştur.
Ve nihayet bu kutlu kervan, Balkanlar’ın hüzünlü ama vakur şehri Kırcaali’ye ulaşmıştır.
Adı Yüreklere Yazılan Evliya: Kırcaali
Kırcaali dediğimiz, sadece bir isim değil; o, Buhara’dan yola çıkan o dev yürekli Alperenlerin en saf halidir. O bir evliyadır; toprağa attığı her adımda hakkı haykıran, her bakışında merhameti yayan bir gönül sultanıdır.
Bakın tarihe; ne fırtınalar koptu o topraklarda, ne rüzgârlar esti…
Ama kimsenin gücü onun ismini değiştirmeye yetmedi. Neden mi?
Çünkü o, sadece haritalara değil, insanların ruhuna nakşedildi. Bugün hala onun türbesine varıp el açan, bir “Amin” ile yüreğini ferahlatan her dertli, dermanını orada buluyorsa; bu, o mübarek zatın hala bizi bir baba şefkatiyle korumasındandır.
Herkes Sustuğunda Bizim Yüreğimiz Konuşur
Dünya soğuk, dünya acımasız… İnsanların sustuğu, haksızlığın karşısında dillerin lal olduğu, herkesin kendi küçük gölgesine sığındığı o zifiri karanlık anlarda; bizim ocağımız tüter.
Biz, “Herkesin sustuğu yerde konuşanlarız.” Çünkü bizim dilimiz değil, yanan bağrımız konuşur. Hiç kimsenin cesaret edemediği işlere talip oluşumuz, kahramanlık merakımızdan değil; o mübarek ecdada olan mahcubiyetimizdendir. “Ben yapmazsam, biz yapmazsak Kırcaali’nin yüzüne nasıl bakarız?” korkusundandır.
Dünyayı Kurtaracak O Sıcaklık
İnanıyoruz ve biliyoruz: Dünyayı kurtaracak olan, bu Yesevî ocaklarının o sönmeyen sıcaklığıdır. İnsanlık bugün sevgisizlikten üşüyor. Menfaat kavgaları, siyasi hırslar ve bencillik ruhları donduruyor. İşte biz, Buhara’nın o kadim duasıyla, Kırcaali’nin o şifa veren nefesiyle bu ocakları çoğaltıyoruz.
Burası bir Dava Ocağı’dır; ama bu dava, bir koltuk davası değil, bir “gönül yapma” davasıdır. Nizam-ı Alem ülküsüyle, Turan hayaliyle ve Kızılelma özlemiyle, ama en çok da “Allah rızası” için yola çıkanların yuvasıdır.
Biz kimiz mi?
Biz, vatanını canından çok seven, sessizliğin içinde en gür nida olan ve Kırcaali’nin türbesindeki o huzuru tüm dünyaya yaymaya ant içmiş Hakk yolunun yolcularıyız.
Gelin, bu ocağın ateşinde birlikte ısınanlardan olalım…
