Davul Zurnadan Duvarlara
Bursa Vatan Medya Grubu Köşe Yazarı: Sevgi Yıldız
Bir zamanlar tren garlarında davul zurna çalıyordu. Almanya, savaşın yıkıntıları arasından kalkmaya çalışırken kapılarını açmış, Türkiye’den işçiler davet etmişti. O davul zurnalar bir folklor gösterisinden fazlasıydı; “Gel, çalış, bu ülkeyi birlikte ayağa kaldıralım” çağrısıydı. Bugün ise aynı ülkede yabancılara karşı yükselen öfke, korku ve dışlama duvarları var. Peki ne değişti?
Aslında çok şey değişti ama bazı şeyler hiç konuşulmadı. O yıllarda gelen Türk işçilerin “misafir” olduğu söylendi. Geçici denildi, kalıcı olacakları hiç düşünülmedi. Bu yüzden entegrasyon ertelendi, eğitim ve uyum politikaları ihmal edildi. Göçmenler çalıştı, üretti, vergi verdi ama tam anlamıyla “ait” olmasına izin verilmedi. Sorunlar halının altına süpürüldü, ta ki büyüyene kadar.
Zamanla ekonomik krizler geldi. İşsizlik korkusu arttı, sosyal devlet daraldı. İnsanlar gelecek kaygısıyla boğuşurken, en kolay hedef yine yabancılar oldu. “İşimizi alıyorlar”, “yardımları tüketiyorlar” gibi cümleler, gerçeği yansıtmasa da güçlü bir propaganda malzemesine dönüştü. Çünkü korku, akıldan daha hızlı yayılır.
2015 sonrası mülteci akını ise bu kırılgan zemini iyice sarstı. Savaşlardan kaçan insanlarla, yıllar önce iş gücü açığını kapatmak için davet edilen işçiler aynı kefeye kondu. Göçün niteliği değişti ama tartışmalar basitleştirildi. Aşırı sağ partiler bu ortamı ustaca kullandı; göçü bir ekonomik mesele olmaktan çıkarıp bir “kimlik” ve “tehdit” hikâyesine dönüştürdü.
Unutulan şu oldu: Bugünkü Almanya, o davul zurnayla karşılanan işçilerin alın teriyle kuruldu. Fabrikalarda, madenlerde, inşaatlarda çalışan o insanlar olmasaydı, bu refahın büyük kısmı mümkün olmayacaktı. Ama katkı hatırlanmadı, korkular sürekli tazelendi.
Yabancı düşmanlığı bir anda ortaya çıkmadı. Yılların ihmalinin, yanlış politikaların ve bilinçli söylemlerin sonucudur. Bugün gelinen noktada mesele sadece göçmenler değil; toplumun birlikte yaşama iradesidir. Davul zurnayla başlayan hikâye, duvarlarla bitmek zorunda değil. Ama bunun için geçmişle dürüstçe yüzleşmek ve korku yerine aklı, dışlama yerine adaleti seçmek gerekiyor.
