KESK Bursa Şubeleri’nden Bütçe Protestosu: “Yoksulluğa Karşı Birleşiyoruz!”

  • 29 Kasım 2025
KESK Bursa Şubeleri’nden Bütçe Protestosu: “Yoksulluğa Karşı Birleşiyoruz!”

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşmeleri süren 2024 yılı bütçesi, toplumun geniş kesimlerinde kaygı yaratmaya devam ederken, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Bursa Şubeler Platformu, halktan yana bütçe talebiyle sokağa çıkıyor.

KESK Bursa bileşenleri, 29 Kasım Çarşamba günü saat 12.30’da Şehreküstü Meydanı’nda “Yoksulluğa Karşı Birleşiyoruz! Halk İçin Bütçe, Demokratik Türkiye!” sloganıyla bir araya gelecek.

Sendika temsilcileri, yaşanan ekonomik krizin faturasının emekçilere, emeklilere, asgari ücretlilere ve gençlere kesildiğini vurgularken; halkın temel ihtiyaçlarına kaynak ayrılmayan, sermayeyi gözeten bütçelere karşı mücadeleyi büyütme çağrısında bulundu.

REKLAM ALANI

KESK tarafından yapılan açıklamada, “Toplumun ezici çoğunluğu, temel haklarından mahrum bırakılıyor. Huzurlu ve sağlıklı bir yaşam artık lüks. Bu bütçe, adaletsizliğin resmi. Bizler, emeğiyle geçinenler olarak bu gidişata dur demek için meydanlardayız” denildi.

Eyleme tüm emek ve demokrasi güçlerinin davet edildiği belirtilirken, halk için bütçe mücadelesinin sadece bir günlük tepki değil, kalıcı ve birleşik bir direnişin başlangıcı olması gerektiği vurgulandı.

BASINA ve KAMUOYUNA

Hepimizi yakından ilgilendiren bütçenin TBMM’deki görüşmeleri devam ediyor. Kamu emekçisinden işçisine, gencinden çocuğuna, asgari ücretlisinden emeklisine, kadınından küçük esnafına, çiftçisine kadar toplumun ezici çoğunluğunu oluşturanlar olarak mutlu olmanın, huzurlu ve sağlıklı kalmanın neredeyse imkanız hale geldiği zor bir süreçten geçiyoruz.

Çünkü:

» En yüksek enflasyon sıralamasında hem AB hem de OECD ülkeleri içinde açık ara birinci sırada, dünyada ise 5. Sırada olan, gıda enflasyonunda OECD ortalamasını 10’a katlayan bir ülkede yaşıyoruz.

» Ranttan, vurgundan beslenen uluslararası sermayeye en yüksek faizi veren ülkeler sıralamasında dünya ikincisi konumunda olan bir ülkede yaşıyoruz.

» İşsizlikte de AB birinciliğini kimseye kaptırmayan bir ülkede yaşıyoruz. İşsizlik %30’u, işsiz sayısı 12 milyonu aştı. Kadın işsizliği %40’a genç kadın işsizliği ise %45’e dayandı.

» Gelir adaletsizliğinde de OECD birincisi olan bir ülkede yaşıyoruz. Toplumun en zengin %20’si toplam gelirin yarısını alırken, kalan %80 diğer yarısını paylaşıyor.

» Son bir yılda dolar milyoneri sayısı OECD ülkelerinde %1,2 oranında artarken ülkemiz, %8 ile artış rekoru kırıyor beraberinde de semt pazarlarında arta kalanları akşam karanlığında toplayanların sayısının da hızla arttığı bir ülkeye dönüşüyor.

» Çalışanların maaş ve ücret artışlarında TÜİK’in sahte rakamlarının, hiçbir zaman tutmayan hedeflenen enflasyon oranlarının temel alındığı bir ülkede yaşıyoruz.

» Çalışan her 2 işçiden 1’inin açlık sınırı altında kalan asgari ücretin reva görüldüğü bir ülkede yaşıyoruz.

» Her 4 emekliden 1’inin açlık sınırının yarısına denk gelen bir aylıkla yaşam savaşı verdiği, sırf geçinememe kaygısıyla sağlık sorunlarımız da olsa zorlansak da emekli olamadığımız bir ülkede yaşıyoruz.

» Ortalama kamu emekçisi maaşlarının yoksulluk sınırının yarısına indiği, Hükümet-Hakem Kurulu-Yandaş Yapılardan oluşan ittifakın danışıklı dövüş oyunları ile 4 milyon kamu emekçisi ve 2,5 milyon emeklinin hiçbir zaman tutmayan merkez bankası enflasyon beklentisine mahküm edildiği bir ülkede yaşıyoruz.

» Çalışanların hayatının hiçe sayıldığı, iş cinayetlerinde Avrupa’da birinci, dünyada üçüncü sıraya yükselen bir ülkede yaşıyoruz.

» Enflasyonda, işsizlikte, faiz oranlarında en ön sıralarda olan ama Özgürlük ve Refahta 164 ülke içinden 113.sırada, Hükümet Yetkisinin Sınırlı ve Denetlenebilir olmasında 143 ülke içinde 136. sırada, Hukukun Üstünlüğünde 143 ülke içinde 118. sırada, Yolsuzlukta 180 ülke içinde 118. sırada olan bir ülkede yaşıyoruz.

BİR İKTİDARIN KİMDEN YANA OLDUĞUNU GÖRMEK İÇİN BÜTÇESİNE BAK!

Toplumun ezici çoğunluğunu oluşturanların adım adım içine itildiği işsizlik, yoksulluk, gelir dağılımı adaletsizliği tablosu ortada. Bir çoğumuz bu tabloyu yaşayarak öğrendik, unutmayalım bu tablonun sebepleri ve sorumluları var. Değiştirmek için sormak, sorgulamak zorundayız. Böyle bir tablo karşısında bir iktidar bütçe sürecinde ne yapar? Bütçenin omurgasını oluşturan vergileri kimlerden, nasıl toplar? Topladığı vergileri, ülkenin kaynaklarını kimlerin faydası için kullanır? Halkın, emekçilerin faydasını temel alan bir yönetim için bu soruların cevabı açıktır. Ancak Türkiye’de iktidarlar yıllardır yapılan bütçelerle yoksulun, çalışanın cebinden alıp patronlara, zenginlere, silah tekellerine aktarmayı sürdürdüler. TBMM’de görüşülen 2026 bütçesi ile bu tablo daha da ağır hale getiriliyor.

2026 BÜTÇESİNDEN KİMİN PAYINA, NE DÜŞÜYOR?

TBMM’de görüşülen bütçeden emeği ile geçinenler olarak bizlerin payına daha fazla vergi, daha düşük ücret ve maaşlar, dolayısıyla yoksulluk ve adaletsizlik düşüyor.

» Hem OVP ile hem de bütçe ile maaşlarımızı, ücretlerimizi yaşadığımız hayat pahalılığının yarısına denk gelen TÜİK rakamlarına göre arttırmayı (%16) hedefliyorlar.

» Ama ücretlerimizden kesilen Gelir Vergisini bir önceki bütçe teklifine göre %65, attığımız her adımda tüketimimizden kesilen dolaylı vergileri ise kendi enflasyon hedeflerinin ortalama 10 puan üzerinde arttırıyorlar.

» Bütçeden “aslan payı” yine patronlara, silah tüccarlarına, geçmediğimiz köprülerin, yolların gitmediğimiz hastanelerin, hava limanlarının müteahhitlerine veriliyor.

» Patronlardan, şirketlerden alınması gereken 2,5 Trilyon TL vergiden, yani toplanacak her 100 TL verginin 18 TL’sinden “istisna” ve “muafiyet” denilerek baştan vazgeçiliyor.

» Bizlerden alınacak vergiler, harçlar enflasyon hedefinin en az iki katı arttırılırken, sermaye kesimlerinden alınması gereken Kurumlar Vergisi geçen yıla göre düşürülüyor.

» 2026 bütçe teklifi ile toplanacak her 100 TL verginin sadece 11 TL’sinin sermayeden Kurumlar Vergisi olarak alınması, buna karşın 26 TL’sinin Gelir Vergisi, 47 TL’sinin KDV ve ÖTV, 7 TL’sinin Damga Vergisi ve Harç olarak emekçilere ve halka yıkılması hedefleniyor.

» Buna karşın her 100 TL verginin 20 TL’sinin faiz, 5 TL’sinin teşvik-prim desteği – katkı, en az 16 TL’sinin silahlanma, 3 TL’sinin hazine garantisi olarak patronlara, silah tüccarlarına, müteahhitlere aktarılması hedefleniyor.

» Dolayısıyla ne kamu hizmetlerine ne kamu yatırımlarına ne de istihdama yeterli kaynak ayrıl(a)mıyor. Halkın en temel sorunlarına bütçeden ayrılan kaynak adeta devede kulak kalıyor. Nitekim toplanacak her 100 TL verginin sadece 4 TL’si Yoksullukla Mücadele, 3 TL’si Koruyucu Sağlık, 2,90 TL’si İstihdam, 2,80 TL’si Hukuk ve Adalet, sadece 11 Kuruşu Bağımlılıkla Mücadele, 6 Kuruşu Kadının Güçlenmesi programlarına ayrılıyor.

» Özelleştirme hedefi 2025 yılına göre 5 kattan fazla arttırılarak 185 Milyar TL’ye çıkarılıyor. Bu devasa artış köprü ve otoyollar başta olmak üzere kamunun elinde kalan son varlıkların da sermayeye, yandaşlara peşkeş çekileceğini gösteriyor.

HALK İÇİN BÜTÇE, DEMOKRATİK TÜRKİYE İÇİN BİRLEŞELİM!

2026 bütçesi ile tam bir yıkım dayatıyorlar. Bunun için demokrasinin son kırıntılarını dahi rafa kaldıran, halk iradesini yok sayan adımlar atmaktan geri durmuyorlar. Üstelik 2026 bütçe teklifi ile sosyal programlardan, yardımlardan yararlananların sayısı bile azaltılıyor. BİR SOSYAL YIKIM BÜTÇESİ oluşturuluyor. KESK olarak Bu YIKIM BÜTÇESİNİ Kabul Etmiyoruz! Alın teri ile geçim savaşı veren milyonlar için, bizler için gittikçe ağırlaşan koşullar emekten, halktan yana bir bütçeyi yakıcı bir ihtiyaç haline getirmiştir.

Emekten- Halktan Yana Bir Bütçe İçin:

» Bütçe hakkımızın önündeki engellerin kaldırılmasını, halkın, emekçilerin bütçe süreçlerine etkin katılımı için bütçenin halkın onayına sunulmasını,

» Kamu hizmetlerine ve yatırımlarına bütçeden ayrılan payın artırılmasını, piyasalaştırılmasına, tasfiyesine ve özelleştirme soygununa son verilmesini,

» Toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçenin hayata geçirilmesini, kadınların güvenceli istihdamının arttırılmasını, kadınları şiddetten koruyacak kamusal hizmetlerin genişletilmesini,

» Emeğe kölelik dayatan politika ve uygulamalara son verilmesini, adeta seri cinayetlere dönüşen iş kazlarının engellenmesi için her türlü tedbirin alınmasını,

» Sefalet düzeyindeki asgari ücretin insanca yaşamaya yetecek bir seviyeye çıkarılmasını ve asgari ücretle çalıştırmanın anayasada tanımlandığı biçimiyle daraltılmasını,

» Kamu emekçileri olarak grev hakkımızın önündeki engellerin kaldırılmalısını, 4688 sayılı sendika yasasının değiştirilerek evrensel sendikal normlarla uyumlu hale getirilmelisini,

» Maaşlarımızdaki kayıpların karşılanmasını; en düşük kamu emekçisi maaşının kira, aile, yakacak yardımları ile yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmasını, bunun için mevcut “Toplu Sözleşmenin” derhal yenilenmesini,

» Sözleşmeli, taşeron, ücretli, vekil gibi hür türlü güvencesiz istihdama son verilmesini, tüm kamu emekçilerinin güvenceli-kadrolu istihdam edilmesini,

» Tükettiğimiz her şeyden alınan KDV, ÖTV gibi tüm dolaylı vergilerin düşürülmesini, » Gelir vergisi birinci dilim oranının %15 ten %10’a düşürülerek, yoksulluk sınırına kadar olan maaşların-ücretlerin birinci vergi diliminde sabitlenmesini,

» Kar, faiz ve servet gelirlerine tanınan ayrıcalıkların kaldırılmasını, belli bir servet düzeyinin üzerindeki zenginlerden servet vergisi alınmasını,

» Vergilerimizden oluşan bütçeden alıp Kamu Özel İş birliği (KÖİ) projelerine, Kur Korumalı Mevduat (KKM) sistemine aktarılan Hazine garantilerine son verilmesini,

» Vergilerimizin, ülkenin kaynaklarının güvenlikçi politikalara, silahlanmaya değil; istihdamın, üretimi arttırılması, yoksulluğun ve işsizliğin önlenmesi, adaletin, barışın ve demokrasinin tesis edilmesi için kullanılmasını,

» Halk iradesini, hukukun üstünlüğünü, düşünce ve ifade hürriyetini, tüm yurttaşların eşit, özgür ve barış içinde yaşamasını temel alan bir ülke

İSTİYORUZ!

BUNUN İÇİN:

Sadece emekçileri değil, “ülkede yaşanan sömürü ve kölelik düzenine itirazım var” diyen her yurttaşımızı, tüm sendika ve konfederasyonları, emek ve demokrasi örgütlerini, Halktan, Emekten Yana Bütçe talebini yükseltmeye, Yoksulluğa Karşı Mücadelede Birleşmeye çağırıyoruz.

Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz!

Açıklamayı Kesk Şubeler Platformu dönem sözcüsü Tarım Orkam-Sen Şube Başkanı Tarık Efe tüm katılımcılara ve basına deklere etti.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ