MANŞET 

‘Rabia’yı, Esma’yı, Suud ve Katar’n para sofralarında bırakıp geldiler’

Sosyal Medyada Paylaş

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştirirken “Bütün dış politikalarını şahsi kankalıklarına endeksledi” ifadesini kullandı. Akşener, “Bundan 5 yıl aynen önce şöyle demiştim; ‘Rabia’yı, Esma’yı, Suud ve Katar’n para sofralarında bırakıp geldiler’ Yoksa tarih tekerrür mü ediyor Sayın Erdoğan. Rabia’yı bu kez de, Sisi’nin sofrasında mı bırakıyorsun?” dedi.

Akşener, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, Miraç Kandili’nin tüm İslam alemine mübarek olması temennisinde bulunarak, Müslüman aleminde ölümlerin durmasını, haksızlıkların son bulmasını Cenabıhak’tan niyaz ettiğini söyledi.

İktidarı her fırsatta, her mecradan defalarca uyardıklarını dile getiren Akşener, devleti yönetmenin ülke ve millet çıkarlarını gözetmeyi, ona göre hareket etmeyi gerektirdiğini belirtti.

“Özellikle uluslararası ilişkilerde, şahsi dostluklarınızı değil, devletler arası ilişkiyi esas alın. Devlet başkanları ile dostluk elbette önemlidir. Ama iki ülke arasındaki ilişki, liyakatli diplomatlarla, devlet esaslı yürütülmelidir.” dediklerini ifade eden Akşener, ancak bunların dinlenmediğini söyledi. Akşener, şöyle konuştu:

“Sayın Erdoğan ne yaptı? Tüm dış politikamızı, şahsi kankalıklarına endeksledi. Suriye ile ilişkiler bu zeminde yürüdü. Rusya’yla, ABD’yle, hatta bir dönem Almanya ve İtalya’yla ilişkiler, hep aynı kafayla yürütüldü. Mısırla olan ilişkilerimiz de aynı zihniyetin kurbanı oldu. Mursi’ye ‘kankam’ dedi, Sisi’ye tavır aldı, büyükelçi çekti, iş dünyamızın, milyar dolarlık ticareti ve yatırımları, heba olup gitti. Doğu Akdeniz meselesindeki kilit rolü hesaba katılmadan, Mursi ile olan arkadaşlık her şeyin önüne geçti. Ve gelinen noktada, birçok Müslüman ülke gibi, Mısır da Doğu Akdeniz meselesinde, Yunanistan’dan yana saf tuttu. Kala kala elimizde ne kaldı? Dört parmakla yapılan Rabia işareti kaldı.”

Bugünlerde bir şeyler olduğunu, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın “Mısır’la tarihi ve kültürel birçok ortak değerimiz var, önümüzdeki günlerde farklı gelişmeler olabilir” dediğini aktaran Akşener, ardından Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü’nün de “Mısır ve diğer Körfez ülkeleriyle, bölgesel barış ve istikrar için yeni bir sayfa açılabilir” ifadelerini kullandığını söyledi.

“Şimdi ben de, doğal olarak milletim adına, sizler adına soruyorum; Sayın Erdoğan; Bu konuları Bakan ve Sözcü’ne açtırarak, nabız mı yokluyorsun? Hayırdır Sayın Erdoğan; Rabia’yı öksüz mü bırakıyorsun?” diyen Akşener, Mısır’la bu inatlaşma olmasaydı Doğu Akdeniz konusunda Türkiye’nin elinin daha güçlü olacağını vurguladı. Akşener, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bundan 5 yıl aynen önce şöyle demiştim; ‘Rabia’yı, Esma’yı, Suud ve Katar’ın para sofralarında bırakıp geldiler’ Yoksa tarih tekerrür mü ediyor Sayın Erdoğan. Rabia’yı bu kez de, Sisi’nin sofrasında mı bırakıyorsun?

Devlet böyle yönetilmez. Kişisel ilişkilerinin ve kaprislerinin bedelini bu millete ödetemezsin. Zikzaklarının bedelini, Türkiye’ye ödetemezsin. Madem bu noktaya gelecektiniz, Türkiye’ye bunca kaybı niye yaşattınız? Hem diplomatik alanda, hem askeri alanda, hem de ticari anlamda, bunun hesabını kim verecek? Öyle ‘yeni sayfa açıyorum’ diye, işin içinden sıyrılamazsın. Önce, bu başarısızlığın sorumluluğunu alacaksın. Önce çıkıp, milletimizden özür dileyeceksin. Ancak ondan sonra, şayet milletimizin menfaatineyse, yeni sayfa açabilirsin.”

Akşener, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’nin bir çok yerini gezdiklerini, iktidar ortakları gibi koltuk değil, ayakkabı eskittiklerini söyledi.

Milletin ekonomik sorunlarla mücadele ettiğini dile getiren Akşener, hukuk ve demokraside çıta ne kadar yükselirse ekonominin de o kadar yükseleceğini belirtti.

Hükümetin son dönemde, Batı ile ilişkilerini düzene sokmak için bazı adımlar atmış gibi yaptığını iddia eden Akşener, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hukukta reformdan, yeni anayasadan, insan hakları ile ilgili adımlardan bahsediyorlar. Bahsediyorlar ama icraata gelince her zamanki gibi ortalıkta yoklar. Sonra ne oluyor? İşin doğasının aksine, Türk lirası değerleneceğine, döviz yükseliyor. Bu, vatandaş da piyasayalar da artık bu iktidara güvenmiyor demek çünkü artık herkes biliyor ki Sayın Erdoğan ve ortakları hiçbir adımı, millet, memleket için atmıyor. Her adımda, siyasi bir hesapları var. Her adımda bir koltuk kaygısı, her sözde bir hamaset var. O yüzden kimseye güven vermiyorlar. O yüzden ne içeride ne de dışarıda kredileri kalmadı. Bu iktidarın artık Türkiye’ye ve millete verecek bir şeyi kalmadı. İktidar, ‘ABD ve AB alışverişte görsün.’ mantığıyla her gün kürsülerden yepyeni reformlar, ultra inovatif eylem planları, dahiyane ekonomik programlar açıklayadursun. Aslında akılları fikirleri hala beşibiryerdenin keyfinde, menfaatinde. Hala, mahşerin 5 müteahhidinin kasasına ne aktarabilirler, onun hesabındalar.”

Kamu özel işbirliğiyle uygulanan projelere değinen Akşener, bugüne kadar, birçok şirketin 127 milyar lira borcunu üstlenmek zorunda kalan Hazineye 50 milyar liralık yeni bir yük daha bindirileceğini ileri sürdü.

– “Çin yönetimi camileri kafe ve restoranda dönüştürdü”

Aylardır, “Doğu Türkistan’daki Çin zulmüne, ne zaman ses çıkaracaksın?” diye sorduklarını belirten Akşener, “‘Hira Dağı kadar Müslüman’ım’ diyen, gökyüzüne bakıp ıslık çalıyor. ‘Tanrı Dağı kadar Türk’üm.’ diyen de masanın altına saklanıyor. Mısırlı Rabia’dan slogan üretenler, aynı parmakları Çin’e sallamaya korkuyorlar.” diye konuştu.

Akşener, Çin yönetiminin, Kaşgar’daki camileri, ibadethaneleri, turizm tesisi olarak değerlendirme kararı aldığını, bu mekanları kafe ve restoranda dönüştürdüğünü söyledi. Çin yönetiminin, Müslüman Türklerin aile mahremiyetine el uzattığını vurgulayan Akşener, şöyle devam etti:

“Sayın Erdoğan ve medyasının, ‘Dolmabahçe Camisi’nde içki içtiler.’ fantezisi, dost gördükleri Çin’de gerçek oldu. Camiler bizim kutsalımızdır. Kutsal değerler, senin siyasi pozisyonuna göre unutacağımız veya hatırlayacağımız şeyler değildir. Yarınki Mehmet Akif Ersoy anmasına davet etmeyi biliyorsun ama İstiklal Şairi’miz ne yazmış diye merak edip de iki satır okumamışsın. Çin’de kardeşlerimiz eziliyor Sayın Erdoğan, mabedimize, namahrem eli uzanıyor. Ne zaman iki çift laf edeceksin? Ne zaman, bir avuç doların hesabını, elinin tersiyle itip ‘Mabedimin göğsüne uzanan eli sıkmam’ diyeceksin? Haydi küçük ortak, Perinçek’in elinde esir, onu anladık. Koltuk uğruna, Türklük davasından caymış, onu da anladık. Peki bu eziklik, bu boynu büküklük, 5 bin yıllık Türk Devleti’nin Cumhurbaşkanı’na yakışıyor mu? Yazıklar olsun.”

– “Sen o yollardan gelirken, ben dönüyordum”

Akşener, partisinin PKK ile iş birliği yaptığı yönündeki iddialara ise şöyle yanıt verdi:

“Bunlarda ne utanma ne de sıkılma kalmış. Biliyorsunuz son dönemde yeni bir alışkanlıkları var. Neymiş, İYİ Parti, PKK ile iş birliği yapıyormuş. Kendine oy vermeyen vatandaşına ‘terörist’ deyip bela okuyacak kadar şirazesinden çıkan bu zihniyetin, bize de terörist demesini elbette yadırgamıyoruz. Bunların da zihniyeti böyle işte, ne yapalım? Son dönemde, hızla büyüdüğümüzü, milletimizin İYİ Parti’ye ilgisini gördükleri için, akıllarınca yalanla, iftirayla yolumuzu şaşırtacaklar. Sayın Erdoğan, sen o yollardan gelirken ben dönüyordum. Şimdiye kadar önümüze çıkardığın her engeli aştık, her yalanı yendik, her tuzağı bozduk. Bundan da bileğimizin gücü, alnımızın akıyla çıkarız.”

– “Küçük ortağın, o pulla İmralı’daki arkadaşına mektup göndersin”

Papa’nın Irak’a yaptığı ziyarete değinen Akşener, Barzani yönetiminin Papa’nın ziyareti anısına bastırdığı pulu ve arkasındaki haritayı içeren tabloyu gösterdi. Akşener, konuşmasına şöyle devam etti:

“Ne var pulda? Papa’nın başının üzerinde bir harita. Sözüm ona Kürdistan haritası. Peki nereler var bu haritada? Irak’ın kuzeyinin dışında, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu’nun bir bölümü. Hani yerel seçimlerde, Sayın Erdoğan vatandaşa ‘İşte Kürdistan orada, Irak’ta, beğenmiyorsan defol git.’ diyordu ya. Anlıyoruz ki Sayın Erdoğan’ın bir başka kankası Barzani’ye göre, Kürdistan orada değilmiş. Sayın Erdoğan’ın, Diyarbakır’da, başından konfeti temizlediği Barzani’ye göre Doğu ve Güneydoğu Anadolu da aslında Kürdistan’mış. Cumhuriyet’in başkentinde, şerefine, göndere Kürdistan bayrağı çektikleri Barzani’ye göre Misakımilli’nin yarısı da aslında Kürdistan’mış. Şimdi, bu arkadaşlara göre terörist olan bizler, bu durumdan rahatsız olurken doğal olarak bu arkadaşların çok büyük tepki vermeleri gerekir, değil mi? Peki siz Sayın Erdoğan’dan bir tepki duydunuz mu? Peki siz, küçük ortaktan şöyle okkalı bir Twitter tabelası gördünüz mü? Hayır. İşte size iktidarın zikzaklarla dolu hazin hikayesi. Siyasette zikzak, dış politikada zikzak, ekonomide zikzak, terörle mücadelede zikzak. Sayın Erdoğan, bu kafayla gidersen daha çok konfeti temizlersin. Küçük ortağın da artık o pulla, İmralı’daki arkadaşına mektup göndersin.”

– “Sosyal medyada aleyhime tag açıldı”

Akşener, son bir yılda 304 kadının öldürüldüğü, her gün karakollarına yüzlerce şiddet şikayetinin yapıldığı Türkiye’de maalesef değişen bir şey olmadığını söyledi. Samsun’da bir annenin, evladının gözü önünde şiddet gördüğü görüntüleri izlediğini, gördüğü şoku atlatamadığını belirten Akşener, buna benzer görüntülerin birçok yerde üst üste gerçekleştiğini anlattı.

Aleyhine sosyal medya üzerinden hakaret kampanyası başlatıldığını dile getiren Akşener, MHP’li yöneticilerle yaşadığı sorunları anlattı.

Geçen hafta, sosyal medyada kendisiyle ilgili “Fosforlu Meral” diye bir tag çalışması yapıldığını dile getiren Akşener şöyle konuştu:

“Bu tagin nereden geldiğini, niçin geldiğini 5 yıl evvel yol yürüdüğümüz arkadaşlarımız bilirler. Sayın Devlet Bahçeli, Konya’dan üst kurul delegelerini çağırdı ve orada bana ‘Fosforlu Cevriye’ dedi. Konyalı iki genç üst kurul delegesi, bunu tam da kastedildiği manada, ‘fahişe’ olarak algıladılar ve ağlayarak bana geldiler. Ben onlara kastettikleri gibi olmadığını izah etmeye çalıştım. Hepimizin geçmişte ‘abi’ dediğimiz, ailemizi, çoluğumuzu çocuğumuzu emanet etme konusunda tereddüt etmeyeceğimiz 1947 doğumlu Sayın Bahçeli, o genç çocukların gözünde yerle bir olmasın diye Fosforlu Cevriye’nin fahişe olmadığını, sert, eli sopalı bir kadın olduğunu söylemek zorunda kaldım. Ben onu korurken, gelen giden herkese bunu söyledi tam 1 yıl boyunca. 19 Haziran’da bir kongre yaptık. O kongreden sonra benim 9 aylık erkek torunuma, hem de nikah şahidi olduğu oğlumun çocuğuna, ‘Nesebi gayri sahih’ dedi. Sonra Celal Adan, buradaki birçok insanın abisi sayılabilecek bu şahıs, döndü hepimize, bana, Koray Aydın’a, Sinan Oğan’a, buradaki herkese ‘Nesebi gayri sahih’ dedi. Bu nasıl bir şuur altıdır, bu nasıl bir psikolojidir. İsmet Büyükataman isimli bir yaşam formu, başından itibaren bana Türk filmlerinden -ki Sayın Bahçeli Türk filmlerine çok meraklıdır. Kitap okumaz ama Türk filmlerine çok meraklıdır- tuhaf kadın karakterlerinin isimlerini sıfat olarak kullandı. Son dönemde çok öne çıkan, cengaver bir yaşam formu daha var. Bu arkadaş ise sövmenin, sinkafın dibine gitti ve bununla Meral Akşener’e, Akşener’in şahsında sizlere hakaret ettiklerini, onu üzdüklerini zannettiler. Allah’ım sen ne büyüksün. Beni vesile kılıyorsun. Kereste gibi adamları, kereste gibi yaşam formlarının, erkek demeye midem kalkıyor, onların yüzünün ne iğrenç olduğunu, şuur altlarının ne kadar pis olduğunu ve her birinin ne kadar korkak olduğunu göstermeye beni vesile kıldın. Sana şükürler olsun Allah’ım.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, kendisine yönelik bu hakaretlere sessiz kaldığını ileri süren Akşener, şunları kaydetti:

“Seni önce eşine, sonra kızlarına, gelinlerine, sonra da bütün kadınlara şikayet ediyorum Sayın Erdoğan. Madem Cumhurbaşkanısın, madem seçildin eyvallah. Bu ülkedeki her kadının namus, şeref, can güvenliğinin garantisi sensin. Garantisi sensin derken neyi kastediyorum, hakimlerdir, savcılardır, kolluk güçleridir. Ama sen destek verdin, trollerin destek verdi.”









Diğer Haberler

Yorum Yaz

shares