İKBALİN SARHOŞLUĞU, GÜCÜN KİBRİ VE İNSANIN GEÇİCİLİĞİ

  • 08 Kasım 2026
İKBALİN SARHOŞLUĞU, GÜCÜN KİBRİ VE İNSANIN GEÇİCİLİĞİ

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;

“Çok da mağrûr olma kim meyhâne-i ikbâlde Biz hezârân mest-i mağrûrun humârın görmüşüz.”
Nâbî

İnsan, yaşam yolculuğunda bazen öyle makamlara, mevkilere ve zenginliklere ulaşır ki kendisini dünyanın merkezinde görmeye başlar. Elde ettiği başarıları kendi gücünün, zekâsının ve vazgeçilmezliğinin sonucu sayar. Alkışlar, övgüler ve etrafını kuşatan kalabalıklar arttıkça kendisine olan hayranlığı da büyür. Zamanla bulunduğu makamı bir emanet değil, ömür boyu sahip olacağı bir mülk sanır.

İşte Nâbî, yüzyıllar öncesinden seslenerek insanı tam da bu noktada uyarıyor: Çok da mağrur olma! Çünkü biz senin gibi ikbal sarhoşluğuna kapılan, gücünden ve utkusundan dolayı kendisini dev aynasında gören nice insanın sonrasında yaşadığı düşüşü gördük.

Ne denli anlamlı, ne denli güncel bir uyarı!
Makam insanı büyütmez, insan makamı büyütür.
Ne yazık ki günümüzde bu gerçeği unutanların sayısı az değil. Bir makama gelen, seçilen, atanan ya da ekonomik güce kavuşan kimi insanlar, bir süre sonra kendilerini toplumun üzerinde görmeye başlıyor. Dün birlikte yürüdüklerini bugün tanımıyor, kendilerine destek verenleri görmezden geliyor, eleştiriyi düşmanlık, farklı düşünceyi ise itaatsizlik sayıyorlar.

Oysa makamlar geçicidir. Koltuklar el değiştirir, servetler tükenir, alkışlar susar, kalabalıklar dağılır. Dün önünde eğilenlerin bugün yüzüne bakmadığı nice insanın öyküsü bunun kanıtıdır.
Bu ikilik özellikle siyaset dünyası için çok şey anlatıyor.
Demokrasilerde hiçbir siyasi makam kişiye sonsuza dek verilmiş bir yetki değildir. Seçimle gelinen makamlar, halkın verdiği bir görev ve emanettir. Halkın iradesiyle yükselenler, yine halkın iradesiyle görevlerinden ayrılabilirler.
Ancak kimi siyasetçiler, seçim kazanmayı her şeyi yapabilme yetkisi olarak algılıyor. Sandıktan çıkan sonucu sınırsız bir güç ve dokunulmazlık belgesi gibi görüyor. Kendilerini eleştirenleri küçümsüyor, muhalifleri ötekileştiriyor, hukukun ve demokratik kurumların üzerinde oldukları izlenimini yaratıyorlar.

Oysa demokrasi yalnızca seçim kazanmak değildir. Demokrasi; hukukun üstünlüğünü kabul etmek, farklı düşüncelere saygı göstermek, hesap verebilmek ve halkın iradesine bağlı kalmaktır.

Bugün alkışlayan kalabalıklar yarın susabilir. Bugün önünüzde saygıyla eğilenler yarın arkanızı döndüğünüzde sizi eleştirebilir. Dün iktidarın gücüyle herkese meydan okuyanların, bugün kendi geçmişleriyle yüzleşmek zorunda kaldıklarını tarih defalarca göstermiştir.
Çünkü iktidar geçicidir ama yapılanlar ve bırakılan izler kalıcıdır.

Sorun yalnızca siyasetçilerle de sınırlı değil.
Ekonomik gücü eline geçiren, servet sahibi olan, çevresinde nüfuz kazanan kimi insanlar da benzer bir yanılgıya düşüyor. Parayı saygınlık, zenginliği üstünlük, sahip olduklarını ise insanlardan daha değerli olmanın ölçüsü sanıyorlar.

Oysa bir insanın değeri banka hesabındaki parayla, oturduğu koltuğun yüksekliğiyle, kullandığı arabanın markasıyla ölçülmez.
İnsanı değerli kılan; dürüstlüğü, vicdanı, adaleti, emeğe saygısı ve başkalarının yaşamına kattığı güzelliktir.

Bugün yoksulun sofrasındaki ekmeği küçümseyenler, yarın kendi servetlerinin de bir güvencesi olmadığını anlayabilirler. Çünkü yaşamın terazisi bazen hiç beklenmedik bir anda değişir.

Unutulmamalıdır ki hiçbir yükseliş , hiçbir düşüş de sonsuz değildir. İnsan, yükseldiği zaman çevresindekileri ezmemeli; düştüğü zaman da insanlığını yitirmemelidir. Makam sahibi olduğunda adaletten, zengin olduğunda paylaşmaktan, başarılı olduğunda mütevazılıktan uzaklaşmamalıdır.

Unutmayalım ki tarih, kendisini vazgeçilmez sananlarla doludur. Nice hükümdarlar, nice iktidarlar, nice zenginler ve nice güçlüler gelip geçmiştir. Dün dünyaya hükmettiğini sananların bugün adları yalnızca tarih kitaplarında yaşamaktadır.

Nâbî’nin asırlar öncesinden verdiği öğüt bugün de kulağımıza küpe olmalı: Güç sarhoşluğuna kapılma! Makamına güvenme! Servetinle böbürlenme! Alkışların sonsuza kadar süreceğini sanma!
Çünkü yaşamın meyhanesinde ikbal şarabını içip kendinden geçenlerin, ertesi gün nasıl bir ayılma yaşadıklarını biz çok gördük.

Makam geçici, güç emanet, servet gelip geçicidir. Kalıcı olan insanın bıraktığı iz, toplumun belleğinde edindiği yer ve arkasından söylenen sözlerdir. İnsan yükselirken başını değil, yüreğini büyütmeli. Çünkü insanı yücelten oturduğu koltuk değil, o koltukta otururken gösterdiği adalet ve insanlıktır.

Nâbî’nin yüzyıllar öncesinden gelen sesini bir kez daha anımsayalım:
Çok da mağrur olma! Çünkü hiçbir ikbal sonsuza dek sürmez.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Yeni Slow Radyo Yüz Ağdası