OSKAR, MASKAR VE SAKAR
Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Ahmet Koçak makalesinde; Oskar ile Maskar Bursa’nın güzel bir mahallesinde yaşayan sokak köpekleridir. İkisi de kendilerini gözlemleyip yazan bir yazar olmasından çok mutludurlar. Onu her gördüklerinde saygılarını sunarlar. Öyle yaltaklanarak, köpekçe kuyruk sallayarak değil; o geçerken sadece ayağa kalkarak, yol vererek gösterirler saygılarını. O da her zaman temkinli geçer. Bilir ki; hayvanların da insanlar gibi değişen ruh halleri vardır. Sık sık “Melek gibi adamdı nasıl böyle bir şey yaptı anlayamadık.” benzeri şeyler duymuştur. O nedenle hayvanların da insanlar gibi ne yapacakları önceden kestirilemez.
Köpeklerin de eşek ve eşref saatleri vardır. Onların da psikolojileri bozulabilir. O nedenle temkinlidir.
OSKAR:
“Aileye yavruyken geldiğimde adımı ödül anlamına gelen Oskar koydular. Ben fino cinsi küçük sevimli bir yavruydum. Bu ödül durumu ilk sahibim başka ile atanıncaya kadar sürdü. Terk edileceğimi sahibem beni sokağa salmaya başladığında anladım. Sokak yaşamına alışmam için alıştırmaymış meğer. Son beş yıldır sokaklarda yaşıyorum. Önceleri yalnız dolaştım. Baktım gariban bir dişi köpek gelmiş. Belki mutlu bir evliliğimiz, çocuklarımız olur diye ona sokakta yaşamanın inceliklerini öğrettim. Ben çok küçük, o uzun boylu olunca çiftleşemedik. Bu nedenle sadece arkadaş kaldık. Düşünsenize yanınızda boylu poslu sülün gibi bir dişi var ama siz ona yaklaşamıyorsunuz… Ateşle barut bir arada olmaz derler Farklı cinsiyette canlıların arkadaş kalabileceklerine en güzel örnek bizim dostluğumuzdur.” Oskar sustu. Zaten yaşlıdır. Yorulmuş olabilir. Araya Maskar girdi.
MASKAR:
“Bir harf ile maskaralıktan kurtuldum. Adımı her çağırdıklarında hep aklıma maskara gelir. Anlamı İsveççe ’de gülünç, komik, alaycı veya soytarı gibi anlamlara gelir.
Hayvan her şeye alışırmış ya ben de alıştım. Bazı samimi arkadaşlarım Maskara diye seslenir. Pek kafaya takmam. Buraya düşmemi anlatayım:
Köyde dünyaya geldim. İki ay anne sütü ya içtim ya içmedim bir adam geldi sahibime: “Bana bir dişi köpek yavrusu gerekli. Anaları iri olduğu için yavruları da iri olur. Bunu damızlık olarak istiyorum.” dedi ve beni annemden ve kardeşlerimden ayırıp başka bir köye götürdü. O evde büyüdüm. Koyun yetiştiren sahibime birkaç yıl yavrular verdim. Dişi bir kangal köpek bulan sahibim beni bir pikabın arkasına bağlayıp buraya bıraktı. Burada Oskar’la karşılaştım. Sağ olsun sokaklarda nasıl yaşamam gerektiğini anlattı. Onu bir eş olarak hiç düşünmedim. İçgüdüsel olarak yavrularımın babasını ben seçerim. En yakışıklı en irilerini seçerim. Oskar’la olmazdı. Yılda bir kez olan kızışma dönemlerimde canı çekmesin, kıskanmasın diye ondan ayrılır; boyu boyuma, huyu huyuma yakın sokak köpeklerinden yavrular edinirim. Yavrularım daha büyümeden insanlar tarafından kapış kapış edilir. Yanımda hiç biri kalmaz.
Sokaklarda yaşamak üzerine düşünceleri:
OSKAR: “Evde yaşarken sahibimin benim için uygun gördüğü yiyecekler yerdim. Sokağa atıldığımda ev önlerine bırakılan, çöplere atılan, pazar atıklarına alışmam zor oldu. Sonradan yiyecek çeşitliliğini sevdim. Bir insan evinde pişen tek çeşit yemek yer. Ben açık büfe benzeri çeşit çeşit yiyecekler yerim. Arada bir tekme atanlar olsa da yine de insanlardan memnunum. Ne de olsa karnımızı onlar doyuruyor.
Geçen kadınların konuşmasına tanık oldum. Kadın arkadaşına: “babamdan kalan arsaları sattım. Elime geçen parayı çoğaltmak için fona yatırdım. Çok kazanayım derken hepsini de kaybettim. Az tamah çok ziyan getirdi anlayacağın.” Fon nedir tamah nedir bilemediğimden öylece kulağımda kalmış işte.”
MASKAR: Önceki sahibim daha çok biz köpeklere ‘yal’ dedikleri yiyecekten verirdi. Yazın suya attığı kepeği karıştırır önümüze sürerdi. Havalar soğuyunca suyu ısıtırdı o kadar. Buraya gelmem iyi oldu dünyada ne kadar çeşitli yiyecekler varmış gördüm. Ben de geçen tanık olduğum bir şeyi anlatayım: İnsanlar sabah yürüyüşüne çıkıyorlar. İişi yokken boşuna yürümeyi de anlamış değilim ya neyse… Bunlar, sabahın ilk ışıklarıyla camiye giden yaşlılar, vardiyalı çalışan işçiler, çocuklarını okula götüren kadınlar ve erkekler olur.
Geçen iki sakallı kişiden bir karşıdan gelen tanımadıkları adama Arapça selam verdiler. Adam da ‘günaydın’ diye karşılık verince selamı veren “aleyküm selam” diye kendi selamına kendi karşılık verdi. Ardından Tanrı selamını almıyorsun diye aralarında tartışma çıktı. Çıkıştığı adam: “Türkçe selam verdim. Ne kızıyorsun? Dediğin Tanrı sözü de Türkçedir…” Şu insanları anlayamıyorum. Sabah selamını bile sorun ediyorlar.. Bir sen eksiktin gel bakalım kenar mahallenin dilberi Sakar.”
Sakar da bu mahalleye Ankara yolunun altındaki mahalleden gelmiş iri, kahverengi tüyleri uzun dişi bir köpektir. Oskar onu da kabullenmiştir ama Maskar pek hoşlanmamıştır. Onu gördükçe hırlar ve gruptan uzak tutar. Burada kadın kadının yurdu olması gerekirken kurdu olmuştur.
Sakar mahallede yeni olduğu için suskundur. Kenar mahallede neler yaşadığını anlatmaz. Burada da yaşanmışlığı azdır. Belki bir gün Sakar da konuşur, Maskar onu kabullenir. Belki Oskar yine arabuluculuk yapar. Ben de yazmaya devam ederim. Çünkü bu sokakta hem onların hem bizim hikâyelerimiz birbirine karışıyor.
Ve ben, onları yazarken aslında biraz da kendimizi yazıyorum.
