Betonun Altındaki Hafıza

  • 15 Ekim 2026
Betonun Altındaki Hafıza

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Nihal Cevher makalesinde;

Geçtiğimiz birkaç gün boyunca televizyon ekranlarında, sosyal medya akışlarımızda ve pencere camlarımızda aynı ürkütücü manzaraya şahit oluyoruz.

İstanbul’da metrekareye düşen yüzlerce kilogramlık rekor yağışlar; Göle dönen ana arterleri, suyla dolan metro istasyonlarını ve yüzerek karşıya geçmeye çalışan insanları hayatımızın tam merkezine oturttu.

Ancak bu tablo sadece İstanbul’a özgü kalmadı; Karadeniz’den Ege’ye, Akdeniz’den İç Anadolu’ya kadar ülkenin pek çok köşesinden benzer taşkın ve sel haberleri peş peşe geliyor.

Her felaketin ardından duyduğumuz o klasik cümle yine yankılanıyor.
“Asrın felaketi”, “Metrekareye rekor yağış düştü”, “Görülmemiş bir meteorolojik olay…”

Peki, gerçekten suçlu sadece gökyüzü mü? Yoksa doğanın kadim coğrafya hafızasını yok sayan bizler miyiz?

Coğrafya biliminin en temel kuralı şudur;
Su, geçtiği yolu asla unutmaz.
Bir dere yatağının üzerine ne kadar beton dökerseniz dökün, etrafını devasa binalarla sarıp altını menfezlere hapsedin,su ilk fırsatta kendi özgür alanını geri talep eder.

İstanbul’da Ayamama, Haramidere, Cendere veya Kağıthane hatlarında gördüğümüz tam olarak buydu. Ülkenin farklı illerinde kurumuş sanılan ama ani bir yağmurla devasa nehirler gibi çağlayan dereler de aynı gerçeği haykırıyor.
Biz doğayı yendiğimizi sandık, ama doğa sadece sırasını bekliyordu.

Yıllar içinde “buradan artık su geçmez” diyerek imara açtığımız vadi tabanları, üstünü kapattığımız dere hatları ve yol yaptığımız taşkın alanları, yağan her aşırı yağmurda bize coğrafya dersi veriyor.

İklim krizinin bir sonucu olarak artık yağış rejimi değişti. Eskiden günlerce tatlı tatlı yağan yağmurlar gitti; yerine birkaç saate sığan, âdeta toprağı bombalayan ani yağışlar geldi.

Ancak sorun sadece yağışın şiddetinde değil, yağışın düştüğü zeminde!
Toprak, suyun doğal süngeridir. Yağmuru emer, dizginler ve yeraltı sularına katar.

Oysa bugün İstanbul başta olmak üzere metropollerimizi ve gelişen kentlerimizi baştan aşağı asfalt ve betonla kapladık. Şehirlerimizi “geçirimsiz” hale getirdik. Toprağa ulaşamayan her damla yağmur, eğimi takip ederek hızlanıyor ve sokakları nehirlere, alt geçitleri tuzaklara dönüştürüyor.
“Afet” Dediklerimiz İhmal İle Başlar
Meteorolojik olaylar doğaldır ancak bu olayların can ve mal kaybına yol açan bir yıkıma dönüşmesi insani ve kentsel bir sonuçtur.

Derelerin etrafına örülen yüksek istinat duvarları, yetersiz mazgallar, temizlenmeyen altyapı hatları ve hepsinden önemlisi dere yataklarına verilen imar izinleri…

Su biriktiğinde suçlayacak bir meteorolojik veri bulmak kolaydır. Zor olan ise doğayla inatlaşmaktan vazgeçip şehirlerimizi onun akışına göre tasarlamaktır.

Geleceğin kentlerini kurtarmak istiyorsak, beton dökme sevdamızdan ve dere yataklarını işgal etmekten vazgeçmek zorundayız.

Vadiler ve dere koridorları inşaata kesin olarak kapatılmalı, bu alanlar kentin nefes aldığı “yeşil ve sulak parklara” dönüştürülmelidir.

Yağmur suyunu emen, depolayan ve toprağa geri kazandıran geçirgen kaldırımlar, yeşil çatılar ve su parkları zorunlu hale getirilmelidir.

Sadece İstanbul değil, Türkiye’nin tüm illeri iklim krizinin bu sert yüzüne karşı altyapı ve kent planlarını baştan aşağı revize etmelidir.

İstanbul’da ve ülkemizin dört bir yanında yaşanan bu sel felaketleri bize son bir uyarıda bulunuyor.
Coğrafyanın canlı bir hafızası vardır.
Doğanın çizdiği sınırları ihlal ettiğimiz sürece, su kendi yolunu çizmeye ve faturasını bize kesmeye devam edecek.

Artık doğayla savaşmayı bırakıp onunla barışma vakti geldi de geçiyor bile.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Yeni Slow Radyo Yüz Ağdası