Umudun Gölgesini Kirletmek…

  • 10 Ekim 2026
Umudun Gölgesini Kirletmek…

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Hasan Kaya makalesinde;

Her şeyi kirlettiğimiz için mi sıra gölgelere geldi, bilmiyorum. Ama artık bu ülkede “Kirlenmeyen ne kaldı?” diye sormak bile zorlaştı.

Çevreyi kirlettik…
Denizleri kirlettik…
Havayı, suyu, toprağı kirlettik…
Sonra dili kirlettik.
Kavramları kirlettik.
Hakikati kirlettik.
Yetmedi…

Dostlukları ve vicdanları kirlettik.

Öyle bir noktaya geldik ki yanlışlar utanmaz, doğrular ise mahcup hâle getirildi.

Hırsızlığın adı kurnazlık, yalanın adı siyaset, vefasızlığın adı gerçekçilik oldu. İnsanlar artık yapılan kötülüklere değil, onları eleştirenlere öfkeleniyor.

İşte bu yüzden de bu durumu ifade edebilmek için “Umudun Gölgesini Kirletmek” sözü son günlerde zihnime takıldı.

Çünkü gölge, insanın bunaldığında sığındığı son yerdir: adaletin, merhametin ve vicdanın gölgesi gibi… İnsan, bütün kapılar yüzüne kapansa bile dönüp altında oturabileceği bir gölgenin var olduğuna ütopya olarak inanmak ister.

Ama bugün o gölgeler de kirletiliyor. İnsanların güven duyduğu fikirler, ütopyalar yıpratılıyor, inandığı değerler aşındırılıyor. Haklı ile haksızın, mazlum ile zalimin arasındaki çizgi bulanıklaştırılıyor. Sonra bütün bunları sorgulamak yerine normalleştirmemiz bekleniyor.

İşte asıl tehlike de burada başlıyor.

Çünkü toplumları yıkan şey yalnızca yolsuzluk değildir; yolsuzluğun sıradanlaşmasıdır. Yalnızca adaletsizlik değil, adaletsizliğe alışılmasıdır. Yalnızca kötülük değil, kötülüğün kanıksanmasıdır.

Bugün yaşadığımız en büyük felaket de budur. Birileri yalnızca cepleri boşaltmıyor; zihinleri de kirletiyor. Yalnızca kaynakları tüketmiyor; umutları da tüketiyor. En kötüsü, bütün bunlar olurken insanlara hâlâ her şey yolundaymış gibi davranmalarının öğütlenmesi.

Hayır!
Her şey yolunda değil.

Çünkü kirlenen yalnızca sokaklar değil; vicdanlar da kirleniyor. Kirlenen yalnızca kurumlar değil; güven duygusu da aşınıyor. Kirlenen yalnızca bugünün değerleri değil; yarının umutları da zarar görüyor.

Bir toplum sığınacağı son gölgeyi de kaybetmişse artık güneşten değil, karanlıktan korkmalıdır.

Bugünlerde canımı acıtan şey yalnızca ortaya atılan iddialar değil. Hakikat bütün yönleriyle ortaya çıkmadan, yıllarca mücadelesinin sembolü olmuş başörtüsünün haksız yere manşetlere malzeme yapılması da beni yaralıyor.

Elbette masumiyet karinesi vardır; hakkındaki iddialar ne olursa olsun herkes adil yargılanma hakkına sahiptir. Elbette herkes için adalet tecelli etmeli ve herkes hukukun vereceği karara saygı göstermelidir.

Bu yazıda amacım kimseyi suçlamak ya da aklamak değil. Ancak hukuki sürecin sonucunu beklerken, bu tartışmanın yıllardır süren bir mücadelenin hafızasına nasıl yansıdığını da göz ardı edemeyiz.

Yıllarca inançlarından dolayı ötekileştirilen, eğitim hakları ellerinden alınan, horlanan ve dışlanan insanların bugün haksız yere “Türbanlı Bacılar” manşetleriyle kötü karakter tiplemesi ile anılması vicdanları yaralıyor.

Çünkü mesele artık yalnızca bir fon meselesi değil. Mesele, bir dönemin hafızasının ve mücadelesinin güncel tartışmaların gölgesinde bırakılmasıdır.

İşte buna üzülüyorum.

Mahallemizin kızları diye bildiğimiz başörtülü bacılarımızın, sakallı kardeşlerimizin boy boy fotoğraflarla fon manipülasyonlarının yüklemi olarak teşhir edilmesine gönlüm razı olmuyor. Daha da önemlisi, buna sebep olanlara kırgınım.

Onlara seslenirken kastım, yılların mücadelesini ve fedakârlıklarını temsil ettiğine inandığımız insanlardır. Gönlümüzdeki değerleri hiçbir zaman parayla, fonlarla ya da rakamlarla ölçülmedi. Onları değerli kılan; verdikleri mücadele, ödedikleri bedeller, gösterdikleri sabır ve korudukları ilkelerdi.

Bu yüzden bugün insanların hafızasında fedakârlıkların değil de paranın kalması insanın içini acıtıyor.

Ve insan ister istemez aynı soruyu soruyor:

Değer miydi?

Aslında bütün bu satırlar bir sitem yazısı da değil… Bir çaresizlik ifadesi hiç değil… Tek bir olay üzerinden kimseyi suçlamak ya da aklamak gibi bir niyet de taşımıyor.

Benim üzerinde durduğum şey başka: Canımı yakan, yılların emeğiyle büyütülen umutların hoyratça harcanmasıdır. Bir neslin bedel ödeyerek oluşturduğu birikimin mirasyedi telaşıyla tüketilmesidir. Kökleri gözyaşı ve umut ile sulanmış çınarların gölgesinin kıymetinin bilinmemesidir.

Çünkü bazı değerler bir günde kazanılmaz.

Bazı gölgeler bir mevsimde oluşmaz.

Arkasında yıllar vardır…
Emek vardır…
Sabır vardır…
Fedakârlık vardır…
Bedel vardır…

Ve hepsinden önemlisi, insanların gönlünde karşılık bulmuş bir güven vardır.

Oysa bu gölgelikler kolay oluşmadı. Onlar için nice mücadeleler verildi; nice bahçıvanlar ömür tüketti. Kimi su taşıdı, kimi diken temizledi, kimi fidan dikti. Kimi de o fidanlar kurumasın diye sessizce bedel ödedi.

Yıllar boyunca emek verildi, sabredildi, büyütüldü. Sonunda öyle bir bahçe ortaya çıktı ki insanlar oraya baktığında umut gördü; oluşan gölgeliklerde huzur buldu.

O gölgenin altında çocuklar büyüdü.
Hayaller büyüdü.
Dualar büyüdü.
Yarınlara dair umutlar büyüdü.

Şimdi dönüp bakınca insanın içi sızlıyor.

Bahçede ne gül kalmış ne bülbül…
Ne bahçe kalmış ne bahçıvan…
Ne gölge kalmış ne de o gölgenin altında yarınlara umutla bakan gözler…

Söyler misiniz, yazık değil mi?

Dünyadaki bütün fonları bozdursanız, bütün servetleri önünüze yığsanız, insanların gönlünde yeşeren o umudu yeniden satın alabilir misiniz? Kaybolan güveni geri getirebilir, kırılan gönülleri onarabilir misiniz?

Çünkü kaybedilen para yerine konabilir.
Kaybedilen makam geri kazanılabilir.
Kaybedilen servet yeniden biriktirilebilir.

Ama kirletilen değerleri temizlemek, kırılan güveni onarmak ve dağılan umudu yeniden filizlendirmek çok daha zordur.

Benim itirazım kişilere değil…

Benim itirazım, gölgelerle birlikte değerlerin de kirletilmesine…

Çünkü insan bazen güneşin altında kalmaya dayanır. Ama umutla sığındığı gölgenin kirletilmesine dayanamaz.

Şimdi de insanların yıllarca sığındığı umut gölgelerini kirletiyoruz.

Oysa gölge kirlenince insanın soluklanacağı yer kalmaz. Bir toplum için en büyük yoksulluk, parasız kalmak değil; umut edecek bir gölgeyi kaybetmektir.

Ne yazık ki bugün asıl kaybettiğimiz şey para değildir. Asıl kaybettiğimiz; yılların emeğiyle büyütülmüş, fedakârlıklarla korunmuş, insanların gönlünde yeşermiş o temiz umut gölgesidir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Yeni Slow Radyo Yüz Ağdası