Kuşaklar Arası Çatışmadan Anlam Arayışına: Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer ile Özel Röportaj
15 Kasım Kıbrıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü PDR Yüksek Lisans Programı öğretim elemanı Kürşat Şahin Yıldırımer ile gerçekleştirdiğimiz özel söyleşide; kuşaklar arası çatışma, gençlikte anlam kaybı ve toplumsal dönüşümün ruh sağlığı üzerindeki etkilerini ele aldık.
Sosyoloji ve Klinik Psikoloji alanlarındaki uzmanlığı, uluslararası akademik yayınları ve yüksek atıf oranlarıyla dikkat çeken Yıldırımer, son dönemde verdiği seminerlerde özellikle gençlikte artan ruhsal kırılganlık, anlam arayışı ve intihar vakalarına ilişkin analizleriyle geniş yankı uyandırıyor.
“Kuşaklar arası çatışma yalnızca değer farklılığı değil”
Seminerlerinizde sıkça vurguladığınız kuşaklar arası çatışmanın temelinde ne var?
Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer:
Kuşaklar arası çatışma yalnızca bir değer farklılığı meselesi değildir. Bu durum, modern toplumun hızla değişen yapısının aile ilişkilerine yansımasıdır.
Émile Durkheim modern toplumlarda “anomi” kavramıyla norm kaybının ruhsal kırılganlığı artırdığını belirtir. Bugün gençler anlam üretiminde zorlanıyor; çünkü referans noktaları hızla değişiyor.
Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernite” kavramı da ilişkilerin ve kimliklerin geçicileştiğini anlatır. Gençler tam da bu akışkanlık içinde sağlam bir zemin arıyor.
“Genç intiharları çağın ruhuna dair bir kırılma”
Artan genç intihar vakalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Prof. Dr. Yıldırımer:
Bu mesele yalnızca bireysel psikopatoloji ile açıklanamaz. Sosyolojik boyutu da mutlaka düşünmek gerekir.
Viktor Frankl insanın temel motivasyonunun anlam arayışı olduğunu söyler. Bugün gençler başarıya koşullandırılıyor ama anlam inşa etmeleri öğretilmiyor.
Gençlerin önemli bir kısmı yaşamdan tat alamama hali yaşıyor; bu klinikte “anhedoni” olarak tanımlanır. Sürekli kıyas kültürü ve performans baskısı gençleri tükenmişliğe sürüklüyor.
Byung-Chul Han’ın Yorgunluk Toplumu eserinde belirttiği gibi birey artık dış baskıyla değil, kendi performans zorlamasıyla tükeniyor.
Doktora çalışmamda da intihar davranışının anlam kaybı, aidiyet zayıflığı ve toplumsal baskılarla güçlü şekilde ilişkili olduğunu gördük. Bu nedenle genç intiharlarını bireysel zayıflık olarak değil, çağın ruhuna dair bir kırılma olarak değerlendirmek gerekir.
“Aileler anlam rehberi olmalı”
Ailelere düşen sorumluluk nedir?
Prof. Dr. Yıldırımer:
Aileler artık yalnızca disiplin sağlayan değil, anlam rehberliği yapan yapılar olmalıdır. Gençlerin duyulmaya ve koşulsuz kabul edilmeye ihtiyacı var.
Pierre Bourdieu’nün habitus kavramı, çocuğun büyüdüğü kültürel iklimi içselleştirdiğini gösterir. Sürekli kıyas ve baskı varsa genç kendi değerini performansla ölçmeye başlar.
Yeniden inşa etmemiz gereken şey güvenli bağlanma alanlarıdır.
“Bugünün gençliği umutsuz değil; yönsüz bırakılmıştır”
Gençlikteki anlam kaybını tek cümleyle nasıl özetlersiniz?
Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer:
Bugünün gençliği umutsuz değil; yönsüz bırakılmıştır.
“Gençleri dinlemeden çözüm üretemeyiz”
Kamuoyuna vermek istediğiniz mesaj nedir?
Prof. Dr. Yıldırımer:
İntihar çoğu zaman ölmek istemekten çok, yaşadığı hayat biçimine dayanamadığını anlatamamanın sessiz çığlığıdır.
Anlam inşa etmeyen bir eğitim sistemi yalnızca diploma üretir; umut üretmez.
Akademiden Topluma Uzanan Bir Perspektif
Uluslararası yayınları ve atıf alan çalışmalarıyla akademik literatürde güçlü bir yer edinen Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer, kuşaklar arası çatışma ve genç ruh sağlığı konusundaki bütüncül yaklaşımıyla toplumsal farkındalığa katkı sunmaya devam ediyor.
Sosyoloji ile klinik psikolojiyi bir araya getiren analitik perspektifi, gençliğin anlam arayışına ışık tutan güçlü bir vizyon ortaya koyuyor.
Yıldırımer’in şu sözleri ise söyleşinin en çarpıcı mesajlarından biri olarak öne çıkıyor:
“Gençleri kurtarmak istiyorsak, önce onları gerçekten duymayı öğrenmeliyiz.”
Bu ifade, yalnızca pedagojik değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk çağrısı niteliği taşıyor.
