Savaşlara Vicdan Çağrısı: “Her Kurşun Bir Annenin Yüreğine Düşüyor”
Bursa Vatan Medya Grubu’nda gazeteci-yazar ve araştırmacı gazeteci Sevgi Yıldız, kaleme aldığı yazıda savaşların insani bedeline dikkat çekerek kamuoyuna güçlü bir vicdan çağrısında bulundu.
Yıldız, yazısında savaşların çoğu zaman “vatan”, “din” ve “güvenlik” gibi kavramlarla gerekçelendirildiğini ancak geride kalan acıların bu kavramlarla açıklanamayacağını vurguladı. “Zafer kimin olursa olsun; her kurşun gidip bir ananın yüreğini bulacak” ifadelerini kullanan Yıldız, savaşın kazananı olmadığına dikkat çekti.
Sosyal medyada sıkça karşılaşılan savaş mağduru anne ve çocuk fotoğraflarına değinen Yıldız, “Eğer gerçekten savaşa ‘hayır’ diyorsak, neden hâlâ bu görüntüleri görmeye devam ediyoruz?” sorusunu yöneltti. Savaşlarda en büyük bedeli sivillerin, özellikle de çocukların ödediğini belirten Yıldız, mezarlıklarda büyük ideallerin değil, yarım kalmış hayatların bulunduğunu ifade etti.
“Kardeş kardeşe neden düşman oluyor? Neyi paylaşamıyoruz?” sorularıyla toplumsal vicdana seslenen Yıldız, savaşların arkasında çoğu zaman çıkar çatışmalarının bulunduğunu ima etti. Yazısında barışın bir tercih değil, bir sorumluluk olduğunu belirten Yıldız, “Gerçek zafer bir bayrağın yükselmesi değil; bir çocuğun yaşaması, bir annenin ağlamamasıdır” dedi.
Savaş karşıtlığının bir slogan değil, vicdani bir duruş olduğunu kaydeden Yıldız, insanlığın ortak değerlerde buluşması gerektiğini vurguladı.
Yıldız’ın yazısı, savaşların insani boyutunu yeniden gündeme taşıyarak barış çağrısını bir kez daha kamuoyunun dikkatine sundu.
İşte o yazı…
Neden Bu Savaşlar Durmuyor?
Gazeteci yazar / araştırmacı gazeteci Sevgi Yıldız’ın kaleminden
“Zafer kimin olursa olsun;
her kurşun gidip bir ananın yüreğini bulacak…”
Ve biz hâlâ buna zafer diyoruz.
Sosyal medyada bir fotoğraf düşüyor önümüze…
Çamura bulanmış bir anne, kucağında cansız çocuğu.
Altında kocaman harflerle: SAVAŞA HAYIR!
Ama soruyorum kendime:
Eğer gerçekten “hayır” diyorsak, neden hâlâ bu fotoğrafları görmeye devam ediyoruz?
Neden hep çocuklar ölüyor?
Neden anneler feryat ediyor?
Neden masum insanlar, hiç anlamadıkları bir kavganın ortasında can veriyor?
Savaşlar genelde “vatan”, “din”, “güvenlik” gibi büyük kelimelerle başlıyor…
Ama mezarlıklara baktığımızda o kelimeleri göremiyoruz.
Orada sadece isimler var.
Bir annenin evladı…
Bir çocuğun babası…
Bir kadının hayatı…
Kardeş kardeşe neden düşman oluyor?
Neyi paylaşamıyoruz bu dünyada?
Toprağı mı, gücü mü, parayı mı?
Yoksa insan olmayı mı unuttuk?
Barış varken neden silah?
Dostluk varken neden nefret?
Birlikte yaşamak bu kadar mı zor?
Oysa gökyüzü herkese aynı, deniz herkese aynı, toprak herkese yeter…
Ama birileri kazanmak istiyor.
Kazanmak uğruna çocukların oyuncakları tabuta dönüşüyor.
Kazanmak uğruna annelerin gözyaşı toprağa karışıyor.
Belki de savaşlar bu yüzden bitmiyor:
Çünkü uzakta ölenler, yakınımızdaki çıkarları rahatsız etmiyor.
Oysa gerçek zafer, bir ülkenin bayrağının yükselmesi değil…
Bir çocuğun yaşaması,
Bir annenin ağlamaması,
Bir insanın insana düşman olmamasıdır.
Savaşlara hayır demek bir slogan değil…
Bir vicdan meselesidir.
Ve vicdan susarsa, dünya hep böyle kanar.
Belki bir gün gerçekten “kazanan” olmaz…
Çünkü kazananın olmadığı bir yerde,
Kimse kaybetmez.
