Militan Laiklik: Özgürlüğün Kalkanından İdeolojik Silaha

  • 02 Mart 2026
Militan Laiklik: Özgürlüğün Kalkanından İdeolojik Silaha

Bursa Vatan Medya Gurubu Köşe Yazarı Hasan Kaya makalesinde;

Normalde kurumları ve kuralları oturmuş, millî ve yerli eksenli politikalarla yönetilen, emperyalist müdahalelere kapalı olan ülkelerde “laiklik” ile “militan” sözcüklerinin yan yana getirilmesi; laikliğin militan sözcüğüyle tanımlanması mümkün değildir.

Çünkü uluslararası kabul görmüş laiklik tanımına göre din işleri ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması ve bireylerin inanç özgürlüğünün korunması esastır.

Oysa ülkemizde laikliğin sürekli bir “militan” ton kazanması sonucu, doğal olarak böylesi bir durum toplum arasındaki çatışma ve kırılmayı berrak biçimde ortaya çıkarmıştır.

Bunun doğal bir sonucu olarak da “militan laiklik” ifadesi, kavramın özündeki özgürlük ve tarafsızlık ilkesini tersine çevirip bir tür ideolojik silaha dönüştürmektedir. Bir de laikliğin tanımsız bırakılması, herkesin kendi yorumunu üretmesine ve bu yorumların birbirine karşı birer silaha dönüşmesine yol açmakta; kavramın özü gölgelerle savaşan bir hayalete dönüşmektedir.

Başka ülkeler için bir emniyet kalkanı olan laiklik, konu Türkiye olunca karmaşık bir mesele hâline geliyor ve içinden çıkılmaz, pimi çekilmiş bir el bombasına dönüşüyor.

Çünkü laiklik, anayasamızda yer almasına rağmen tanımsız bırakıldığı için herkes ve her kesim kendine özgü bir laiklik anlayışına sahip oluyor. Bu da kıyasıya bir kargaşa ve kavganın başlıca sebebi hâline geliyor.

Kimine göre insan hakkı ve kişilerin kendine özgü yaşam biçimleri, kimilerince laiklik karşıtı eylemler olarak görülüyor ve baskı unsuru hâline geliyor. İnanç, ibadet ve kişisel yaşam hakları üzerinde laiklik, sırf tanımsızlığın boşluğunda inançlı kesimin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanıyor.

Bu durum toplumsal yaşamın her safhasına sirayet ettiği gibi siyasi hayatımıza da nüfuz etmiştir. Öyle ki bugün dahi tartışması devam eden “laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiği” iddiasıyla Refah Partisi’nin kapatılmış olması, ülkemiz siyaset tarihinin kara bir lekesi olarak karşımızda durmaktadır.

Neresinden bakarsanız bakın, ülkemizdeki laiklik karmaşası tam anlamıyla bir garabet olarak karşımıza çıkmaktadır.

Siyaset, hukuk ve toplumsal hâlde tanımı dahi tartışmalı olan laiklik; tanımlama kargaşası nedeniyle uygulamada da açıklığa kavuşturulamayan, provokasyona açık sorunların sürekli yaşandığı bir alan hâline gelmiş ve bir intikam alma hâline dönüşerek militanlaşmıştır.

Maalesef bu durum ülkemizin kötü kaderi olarak karabasan gibi üzerimize çökmüş ve inanç hürriyeti ile kişilerin hak ve hukukunu tehdit eder duruma gelmiştir.

Bu yıl Ramazan ayı ile laikliğin zirve yaptığı Şubat ayı kesişti. Bir kesim oruç, teravih ve mukabele ile hemhâl olurken; bir kesim de laikliği korumanın derdine düştü.

Bilhassa Ramazanlarda ortaya çıkmasına alıştığımız laiklik hassasiyetinin nereden ve nasıl hortlayacağını merak ederken, beklenen ses 2026 Şubat ayının son günlerinde 168 imzayla yayımlanan “Laikliğe hep birlikte sahip çıkıyoruz” bildirisiyle geldi.

“Kâbe’de hacılar hu der Allah” ilahisinin sokaklarda okunması ve okullarda zil sesi yapılması, laiklik cephesinden bir çıkış beklentisini artırmıştı.

Toplum olarak yıllarca dramatik bildirilerle, Kaf Dağı figürlü açıklamalarla, tarikat çeşnili senaryolarla laiklik için kutsal savaşların açıldığına ve seferberlik ilanlarının yapıldığına defalarca şahit olduk.

Bu durumu öyle kanıksadık ki bu açıklamalar yapılmadığında, sokaklarda “Türkiye laiktir, laik kalacaktır…” bağırışlarını duymadığımızda; düzmece “Müftü Karısı”, “Müslüm-Fadime” benzeri tiyatrolar gösterime girmeyince bir eksiklik hissediliyor, beklenti oluşuyordu.

2026 yılının Ramazan ayındaki ilk bildirisi de bu gelenek sürdürülerek yayımlandı. Laik eğitimin, hukuk düzeninin ve kamusal hayatın aşındırıldığına dikkat çekilen bildiride imzacılar, laikliği savunmanın suç değil, toplumsal bir sorumluluk olduğunu vurguladılar.

Gelin bildiriyi dikkatlice birlikte okuyalım.

“Türkiye gerici-şeriatçı bir kuşatma altında! Ülkemiz ABD ve İsrail planları doğrultusunda bölgemizdeki gelişmelerle birlikte ‘Talibanlaştırma’ baskısı altına girmiş durumda. ABD güdümlü bu gerici saldırı ülkemiz için en yakıcı tehdide dönüşmüştür. Siyasal İslamcı rejim, ABD ve Trump ipine sarılarak Türkiye’yi adım adım Orta Doğu’nun gerici bataklığına sürüklemektedir. Laik eğitimi, laik hukuk düzenini ve laik kamusal hayatı ortadan kaldırmaya yönelik hamleler ivme kazanmıştır. Bu hamleler toplumdan yükselen laiklik çağrılarına karşı gerici azınlığın provokasyon ve saldırılarını göz ardı etmeye; laik cumhuriyeti savunanların Anayasayı hiçe sayarak ‘suçlu’ gibi cezalandırılmasına kadar gelmiştir. Laikliği savunmak suç değildir. Laikliği birlikte savunuyoruz, şeriatçı dayatmaları reddediyoruz! Karanlığa teslim olmayacağız!”

Bildiri, felaket tellallığında bir savaş ve seferberlik ilanı gibi… Taliban, ABD, İsrail ve tarikat çeşnisiyle harmanlanmış bir korku senaryosu. Okunduğunda akla ister istemez şu sorular geliyor:

“Bu bildiriyi kim kaleme aldı?

Avrupalı büyükelçiliklere faks çekilip onay alındı mı?”

Kim yazmış olursa olsun, bildirinin esas meselesi şudur: Cenk’e gider gibi birlikte savunulacağı söylenilen laiklik neydi? Laik eğitim, laik hukuk gibi terimler neyin nesiydi? Laiklik, din işleri ile devlet işlerinin ayrılması değil miydi?

Ortada “Laikliği birlikte savunacağız” iddiasından önce laikliğin sınırlarını tanımlamak gerektiği açıkça ortaya çıkıyor. Sorular çoğalıyor; laiklik yine hayali düşman silüeti üzerinden insanları linç etme aracına dönüşüyor.

Oysaki laiklik bildirilerle değil, tanımın berraklığıyla savunulur. İnanç hürriyeti içi boşaltılmış laiklik, Kaf Dağı’nın ardında değil; sokakların nefesinde, gündelik hayatın sessizliğinde yaşar.

Sonuçta da ortaya ülkemizde görüldüğü gibi bir manzara çıkıyor: Ramazan ayında temcit pilavı gibi önümüze getirilen bildiriler tadı kaçtığı ve bozulduğu için mide bulandırmakla kalmayıp, Laikliği korumak adına yapılan bildiriler, ateşi körükleyen bir kıvılcım gibi sonunda sahibini yakıyor ama toplumu da huzursuz ediyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ