CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN, AK PARTİ, CİMER, TOPUK KANI, KEMÂLİZM VE KEMÂL ÖZER ÜZERİNE BİR YAZI

  • 27 Şubat 2026
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN, AK PARTİ, CİMER, TOPUK KANI, KEMÂLİZM VE KEMÂL ÖZER ÜZERİNE BİR YAZI

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Avukat Cüneyt Bülent Şeker makalesinde; BU KILIÇLARI KİME ÇEKİYORSUNUZ!

Hatırlarsınız Milli Savunma Üniversitesi Kara Kuvvetleri Harp Okulundaki mezuniyet töreninde bir kısım Teğmen (tören programının dışına çıkarak) “Laiklik” vurgusu içeren bir konuşmadan sonra kılıçlarını çekmiş, yeminler etmişti. (Ek-1) Cumhurbaşkanı da; “Bu kılıçları kime çekiyorsunuz…” şeklinde tepki göstermiş, konunun üzerine gitmişti. (EK-2). Cumhurbaşkanının tepkisinden sonra seküler CHP’li ve Kemalist kesim bu teğmenlere sahip çıkmış ve yapılanın masum olduğunu iddia etmişlerdi. (EK-3)

 

Bence bu hareket sokakta cıncık (bilye) oynayan küçük çocuklar tarafından yapılmış olsaydı dahi masum değildir ve verdiği bir mesaj vardır, elbette bu mesaj cıncık oynayan çocuklara değil, onları eğitenlere/yönlendirenlere aittir. Ama seküler kesim tarafından “dincilere-irticaya” yol vermek ile suçlanan ve bu sebeple geçmişte çeşitli darbe girişimlerine muhatap olan (Ek-4) bir Cumhurbaşkanının karşısında, Harp Okulundaki mezuniyet töreninde, teğmenler tarafından ve “Laiklik” vurgusu ile yapılıyor ise bu; “bayağı bayağı” anlamlı bir mesajdır. Hem kılıç çekmek de önemli bir semboldür, bütün dünya kültürlerinde aynı anlama gelir. Türkiye de ise buna benzer sembolik mesajlardan sonra darbeler gerçekleşmiştir!

 

Geçmişte hükümete yönelik bildiri yayınlayan 103 General (Ek-5) hakkında suç duyurusunda bulunmuş (Ek-6) ve yine bu kesimlerden “fikir özgürlüğüne suç duyurusunda bulunduğum, ifade özgürlüğüne saygı göstermediğim vs.” şeklinde eleştiriler almıştım…

 

2000 yılından önce (özellikle 28 Şubat Post-modern Darbe sürecinde)bir emekli general dahi hükümete yönelik sert bir açıklama yapsa bakanları koltuklarından zıplatırdı. Tabi o günleri 35-40 yaş altında olanlar pek idrak edemez. Bu gün ise birkaç emekli general bir araya gelip TV programına çıksa ve hükümeti izlediği politikalar sebebi ile topa tutsa, tedirgin olmayı bırakın bundan memnun dahi olurdum. Ama 103 tane amiral ve generaldi bu! Emekli de olsa 103 generalin ve amiralin ordu üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu tahmin edebiliyor musunuz?

 

Üstelik 4 Nisan NATO gününde ve gece yarısı bu bildiri yayınlanıyor, İstanbul Sözleşmesinden çıkılması eleştiriliyor, Möntrö sözleşmesi vurgulanıyor, Atatürkçü çizgisinden sapıldığı söyleniyor, Anayasanın değiştirilemez maddelerinin korunacağı belirtiliyor ve bildiri de; “…bütün varlığımızla karşı çıkıyoruz” cümlesi geçiyordu. Ne demekti bu “bütün varlığımız” ile karşı çıkıyoruz; “Bu uğurda her şeyimizi feda etmeye, gerekir ise canımızı vermeye hazırız…” demekti!

 

Bunu basın açıklamamda da anlatmıştım (Ek-6 ve Ek-8) bildirideki ifadeler yumuşatılmış olsa da, muhatabının rahatça anlayacağı sembolik mesajlar içeriyordu. Zaten kimse 103 generalin subay gazinosunda poker oynarken “yahu ne olacak bu memleketin hali, hadi yarın bildiri yayınlayalım.” Diyerek bunu yaptığına inanmadı, kamuoyundaki tartışma “Bildirinin arasında kimin olduğu” yönündeydi.

 

KEMAL ÖZER CUMHURBAŞKANINA DESTEK VERDİĞİ İÇİN SUÇLU MU OLDU!

Tanınmış Gazeteci-yazar Kemâl Özer’de bu teğmenlerin kılıç çekme hadisesi üzerine X üzerinden Cumhurbaşkanına destek veren bir açıklama yapmış; “Bunlara İslam ve gerçek tarih yerine hurafelerle dolu yalan dini Kemalizm enjekte edildiği için (yaptıkları işin) hayırlı bir geleceği yok…” demişti. (Ek-7)

 

Bu paylaşımından rahatsız olan bir kişi de CİMER’e Kemal Özer’i şikâyet etmiş, CİMER’de yememiş içmemiş bunu Cumhuriyet Savcılığına göndermiş, bunun üzerine Kemal Özer evine (savcılık emri ile) gönderilen jandarmalar tarafından “Atatürk’e hakaret ettiği” gerekçesi ile ifadeye çağırılmış, ifadesini alan polis de ona sıkıntılı bir ifade süreci yaşamıştı.

 

Bir insanın soruşturma geçirmesi veya yargılanması başlı başına bir sıkıntıdır, ama (Her zaman yapıldığı gibi) telefonla ifadeye çağırılabilecek iken kapınıza jandarma geliyor, yaşını başını almış, saygın bir gazeteci ifadesi sırasında gereksiz yere darlanıyorsa; soruşturma sürecinin kendisi bir ceza-eziyet yerine geçer ve bu yapılanlar manidardır!   

 

CİMER’E NELER OLUYOR?

Burada aklıma gelen asıl soru CİMER’in kime hizmet ettiğidir? Neden CİMER Cumhurbaşkanını destekleyen, Atatürk’e de hakaret içermeyen bir paylaşım yaptığı için tanınmış bir yazarı savcılığa sevk eder? Sanmıyorum ama diyelim ki CİMER dilekçeyi hiç okunmadan savcılığa sevk etti (Bu da çok büyük bir ayıp olmak ile birlikte) CİMER’in son zamanlarda yaptığı gariplikler bununla da sınırlı                     değil, Cumhurbaşkanı adına halkın şikâyetlerini takip etmesi gereken CİMER, artık halkın yanında bir fotoğraf vermiyor…

 

MÜTEDEYYİN HALK VE AK PARTİ SEÇMENİ, CUMHURBAŞKANI VE HÜKÜMET ADINA HIRPALANIYOR!

Yalnız CİMER de değil, bu günlerde birçok kurum adeta Ak Parti ve Cumhurbaşkanı aleyhine çalışıyor. Özellikle Tarım, Aile ve Sağlık Bakanlıklarının yapığı işler halkı isyan ettirecek seviyede! Halkın yargıya güveni ise hiç kalmamış durumda ve bu da halkın mevcut sıkıntıları konusunda son çalacağı kapının da kapandığı anlamına geliyor, yani insanlar ümitsiz.

 

Ve ümitsizlik de tehlikeli bir şeydir…

 

Özellikle aşı-kopuk kanı baskı sürecine değinmeden geçemeyeceğim; Süreç 2022 yılı civarında SMA’nın topuk kanı testlerine eklenmesi ile başladı. SMA için test baskısı, ailelerin mahkemelere dikilmesi devam ederken, diğer yandan kent meydanlarında (İyileşme vaat etmeyen ve bir dozu 2.100.000,00 dolar olan SMA ilacı Zolgesma ilacı için) dilendirilen aileleri gördük. Mevcut hukuka tamamen ters olmasına karşın (Ek-9)Sağlıklı çocuğa zorla test/tıbbi müdahale” gibi (en son Hitler rejiminde rastlanan) bir kavram 2021 yılından beri zorla yerleştirilmeye çalışılıyor, bu da neticesi kesinlik arz etmeyen-ayarlanabilen testler ile hasta ilan edilen çocukların zarar verici tedavilere, ağır yan etkisi olan ilaçlara (savcılık ve mahkeme kullanılarak) zorlanmasına olanak sağlıyor ve bu yapılıyor da. (Ek-10 ve Ek-12)

 

6000 genetik hastalıktan sadece 5 tanesini tarama bahanesi ile başlatılan bu süreçte aileler adeta terörist muamelesi görüyor, aile test kanı vermeyi kabul etmez ise aile İl Sağlık ve Sosyal Hizmetler Müdürlükleri çocuğunun elinden alınması ile tehdit ediliyor, kapısına polis-jandarma gönderiliyor, aile bir suçlu gibi mahkemeye sevk ediliyor… Yaşadığı bu baskıları ağlayarak anlatan lohusa kadınları dinlemekten benim psikolojisini bozuldu. Bu süreçten asıl zarar görenler ise testlere karşı çıkmayan ancak hatalı test ve tedaviler sebebi ile çocuğu zarar gören veya ölen ailelerdir. (Ek-10)  

 

Bu süreç ile anne-babanın velayet hakkından doğan tıbbi müdahaleyi seçme-ret etme hakkının özelleşmiş, kâr ve performans odaklı (ve aslında perde arkasından Dünya Bankası ve Siyonist Tıp kartellerince yönetilen) Sağlık Sektörüne devredilmesi hedefleniyor. Yanlış test ve tedavilerden meydana gelen ölüm ve zararlardan ise kolay kolay kimsenin sorumluluğuna gidilemiyor! (EK- 11) Yani test ve tedavi prosedürlerini kontrol eden güç nüfusunu (Zor kullanarak) azaltma gücünü de elinde tutuyor.

 

Kadınların korkutularak ve yanıltılarak sezaryen’e teşvik edilmesi, doğumdan sonra sudan bahanelerle bebeklerin yoğun bakıma alınması, hamile kadınlara test ile “Çocuğunuz ölmüş, sakat doğacak” denilerek kürtaj’a teşvik edilmesi, (ki bu yönlendirmeyi ret edip ve doğum yapıp sakat çocuk doğuran duyulmadı) ve buna benzer birçok sağlık skandalı günümüzün normali haline gelmiş durumda!  Tüm bunların dolaylı bir nüfus kontrolü projesine hizmet ettiğini görüyoruz.

 

Yerleştirilmeye çalışılan bu“Zorunlu tıbbi müdahale süreci” Türk Milletinin karşılaştığı en tehlikeli süreç olmasına karşın, ana akım basın, tıp sektörü ve bir kısım yargı mensubu-bürokrat birlikte çalışarak 2+2=5 mantıksızlığındaki bu zorbalığı halka uyguluyorlar. Siyonist Tıp Kartellerinin kendi çıkarına göre belirlediği tıbbi tedavi prosedürleri, kesin sonuç vermeyen ve ayarlanabilir testler, hükmü tartışılmaz bir bilim tanrısının buyruğu gibi halka dayatılıyor. Asıl sorun yerleştirilmek istenen “zorunlu test/zorunlu tıbbi müdahale” kavramının tehlikesi olmasına karşın, halk; “bir damlacık kan ile hayatlar kurtarıyoruz” gibi ajitasyonlar ile uyutuluyor (Elbette bu da doğru değil, bu hastalıkların iyileştirici tedavisi yok, tedaviler palyatif ve semptomatik, yani klinik hastalık bulgusu olmadan hiçbir anlamı olmayan ve sadece iyi hissetirici tedaviler, bu süreçte vücut dokunulmazlığı ve anne-babanın velayet hakkı sessiz sedasız ortadan kaldırılıyor. Fatih Altaylı gibi Seküler CHP’li ve Kemalist kesim ise bu süreci bütün gücü ile desteklerken (Ek-14, Ek-16)CİMER de bu konuda (Cumhurbaşkanı bize sahip çıkar düşüncesi ile) kendisine başvuran ailelerin ağzına tuz basıyor

 

Bu yaşananlar halkı Devlete-Hükümete, Cumhurbaşkanına düşman etmek için var gücü ile çalışan bir yapının devlet sistemini hâkim olduğu izlenimi veriyor. Milletin Devlete güveninin kalmadığı bir ortamda ise ne Milli Güvenlikten nede Devletin bekasından bahsetmek mümkün görünmüyor.

 

ONLAR ATATÜRK’ÜN BU MİLLETİN ORTAK DEĞERİ OLMASINI İSTEMİYOR!

Bir zamanlar Atatürk’ün Milletin ortak değeri olması yönünde bir çaba içindeydim,  bana göre geçmiş unutulmalı ve toplumsal barış sağlanmalı ve Türkiye bir vücut olarak yoluna devam etmeli idi… Ancak zamanla kendisine “Atatürkçü veya Kemalist” diyen bu kesimim (büyük çoğunlukla) bunu istemediğini fark ettim! Onlar ayrıcalıklı-hâkim sınıf olmalarını bu ayırıma borçluydular ve bu yüzden de toplumun bir uzlaşma ve barış içinde olması hoşlarına gitmiyordu.

 

Onlar gelenekçi-İslamcı değil, batıcıydı-ilericiydi, bu ülke 100 yıl önce yoktan (?) var olmuştu, onlar da bu ülkenin asıl sahibi ve hâkimleriydi, onlar beyaz Türklerdi!

 

Elbette Atatürk’ü vatansever duygular ile (Onu ülkenin kurtarıcısı olarak gördükleri için) seven-saygı duyan vatandaşımızı bu kesime dâhil etmiyorum, benim kastım kafasının arkasında başka niyetler olmasına karşın, bu niyetlerini saklamak için Atatürk’ü perde olarak kullanan kesim. Bunların Atatürkçülüğü/Kemalizm anlayışı; batıdan gelen her şeyi Allahtan gelmiş gibi yüceltmek, Osmanlıyı ve halkın İslami değerlerini küçümsemekten ibaret…

 

Ayrıca insanların “Sağcı-Solcu, Kürt-Türk, Kemalist-Anti Kemalist” vs. şeklinde ayrışması, milletimizin enerjisini birbiri ile çatışarak tüketmesi de (Kemalist kesimi arkalayan) o batılı güçlerin arzu ettiği bir şey. Onlar daima boyunduruk altına aldıkları/sömürdükleri ülkeleri; halkın kültür ve dininden kopuk, sürekli kendi desteklerine ihtiyaç duyan bir azınlık tarafından yönetilmesini istiyorlar.

 

Benim gözlemime göre Kemalist anti-Kemalist ayrışması son sürat topluma pompalanıyor. (28 Şubat ve öncesindeki baş örtüsü ve namaz kılanlara yönelik baskıların ortadan kalkması sebebi ile) bu düşmanlığı körüklemek pek kolay olmasa da geçmişin közleri sürekli harlanıyor ve bu kesim tarafından Atatürk bir sopa gibi kullanılarak muhafazakar/mütedeyyin kesim sürekli dürtülüyor!

 

KEMALİZM’İ VE KEMALİSTLERİ ELEŞTİRMEK ARTIK SUÇ HALİNE Mİ GELDİ?

Kemal ÖZER’in başına gelen bu hadisenin benzeri benim de başıma geldi; Global Dünya Düzenini savunan (Ve kendisini Kemalist olarak tanımlayan) bir kişinin paylaşımı altına “Bu Kamal-ist kafalar Global Dünya Düzeninin gönüllü askeri” şeklinde yorum yaptığım için hakkımda Atatürk’e hakaretten dava açılmıştı. Pekiyi gerçekten Kemalizm’i-Kemalistleri eleştirmek, hatta kabaca sözler söylemek ve hatta sövmek 5816 sayılı Atatürk’ü koruma kanunu kapsamında mı?

 

Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret ve sövme suçunun oluşması için suça konu fiilin doğrudan Atatürk’e ve Atatürk’ün hatırasına yönelik olduğunun sabit olması (Yani matufiyet şartı) gerekir. Kısaca Atatürk’ün ismi; ya açıkça kullanılmalı yahut duraksanmayacak bir şekilde hedefin Atatürk olduğunun anlaşılması gerekiyor. (Yar.4.CD. 2022/15247 E. 2023/16904 K.) (Yar.4. CD.2020/5672 E. 2021/2145 K.) (Yar.4.CD. 2020/16013 E. 2022/13196 K.) Kemal Özer’in ve benim paylaşımımda ise bu matufiyet şartının gerçekleşmediğini görüyoruz.

 

Bir kelimenin arkasına “İZM” ekinin getirilmesi; “Bir ideolojiyi, bir inancı, bir siyasi akımı,  “İST” eki ise; bu ideoloji, inanç, siyasi akım’ın bağlılarını belirtmek için kullanılır, bu da Türkçede; “Cılık, culuk, lıkçılık” ekine tekabül eder. Bizim yazdığımız cümlelerden ise kastın Atatürk’ün kendisi (Şahsı manevisi) değil de, onu takip ettiğini iddia edenler olduğu açıktır.

 

Örneğin; Müslümanları, Hristiyanları veya Yahudileri eleştirmeniz veya bu dinler ile ilgili bir tarikatı-cemaati eleştirmeniz (Ör; haçlıları, Cizvitleri, Siyonistleri vs.) Allah’ı veya bu dinlerin ilham aldığı dini lider ve peygamberleri eleştirdiğiniz anlamına gelmez. Pekiyi ala bu mürit veya müminler kendi lider veya peygamberinin söylemlerini saptırabilir, onu kendi ideolojik, ırksal veya mali çıkarları için kullanabilirler.

 

5816 sayılı yasa Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsı manevisini korumaktadır, ancak bu koruma KAMALİZM TAKİPÇİLERİNE, onların fikirlerine ve hayat tarzlarını da kapsamaz. Aksi bir yaklaşım kanunun kapsamının “KIYAS” yolu ile genişletilmesi, hakkında kanun olmayan bir konuda suç icat edilmesi anlamına gelmekte olup (AY.m.38 /TCK.m.2) kapsamında hukuka aykırıdır.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi – 2017/3769 Sayılı Kararına göre “Atatürk’ten bahsetmeksizin sadece Kemalizm ideolojisi hakkındaki kaba sövme sözlerinin sarf etmek…” 5816 sayılı kanuna göre suç değildir.

Ayrıca AYM’nin 29.03.2023 tarihli ve 2014/8146 başvuru numaralı kararında, ülke genelinde (19 farklı Asliye Ceza Mahkemesince) verilen Kemalizm ile ilgili mahkûmiyet kararlarını kaldırılmıştır. Bu kararlar da emsal niteliktedir

Yine bu konu ile ilgili; “AİHM’nin “21.10.2014 tarihli ve 9540/07 başvuru numaralı Murat Vural / Türkiye, 23.06.2015 tarihli ve 34823/05 başvuru numaralı Özçelebi / Türkiye, 24.03.2020 tarihli ve 3914/10 başvuru numaralı Yayla” kararlarında Türkiye aleyhine karar verilmiştir.

 

Zaten Anayasada ve 5816 sayılı kanunda Atatürkçülük kelimesi dahi geçmemektedir, bütün hukuki metinlerde korunan “Atatürk” ismidir, yani Atatürk’ün bizzat şahsıdır. Ancak bu hukuki gerçeklere rağmen günümüzde savcılıklar “Kemalizm eleştirisi yapan veya Kemalistleri eleştirenlere” yağmur gibi iddianame yağdırmakta, bazı yargıçlar da “Bence bu suç” diyerek yorum yolu ile ceza vermektedir, halbuki Anayasa ve Ceza Kanunu temel ilkeleri çerçevesinde hakkında açık bir kanun hükmü olmayan konuda kıyas veya yorum yolu ile suç üretmek mümkün değildir!

 

KEMALİZM YENİDEN (BİR DİN GİBİ) PİYASAYA SÜRÜLEREK HALK AYRIŞTIRILIYOR MU?

Bu “KAMALİZM-KEMALİZM” görüşünü ilk ortaya atan “Tekinalp” lakabını kullanan “Moiz Kohen” isimli kişidir. Bu kişi Kemalizm’i; “TÜRK’ÜN DİNİ KEMALİZMDİR” şeklinde tanımlamıştır. Bu düşünce Atatürk’ün savunduğu değerlere de aykırıdır. Ancak yine de bu görüşün taraftarlarının baskısı ile 1944 tarihinde Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük içine “Kemalizm Türkün dinidir” ibaresi yerleştirilmiştir. Sonraki yıllarda ise bu tanım kaldırılmıştır.

 

Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş bir Atatürkçülük veya Kemalizm-Kamalizm ideolojisi (Veya dini) ise yoktur. Mustafa Kemal Atatürk bir ideolog veya din adamı da değildir, bir siyaset ve Devlet adamıdır. Örneğin; o günkü konjonktür gereği “Türkiye Komünist Partisini” de o kurdurmuştur. Nihatinde M.K. Atatürk kendi adına bir ideoloji vs. kurmak istese bunu hayatta iken yapmaktan aciz bir insan da değildir. “O yaşasaydı şöyle söyler, böyle yapardı” gibi haddi aşan laflar onun adına konuşup toplumu yön vermek abes ile iştigaldir, Atatürk’ün adını sömürmektir.

 

Ancak şimdilerde bu sahte din bütün bağnazlığı ile tekrar piyasaya sürülmek istenmekte, insanlar bu kavram üzerinde birbirine düşürülmeye çalışılmakta, Atatürk’ü sevmemek, hatta Atatürkçü olmadığını söylemek, bu dinin müritlerini eleştirmek dahi artık suç sayılmaktadır. (Ek-15) Bunun nasıl bir garabet olduğunu anlamak için (Gerçek din) İslamiyet de zorlama olmadığını hatırlamak yeterlidir. 

Burada Bursa Büyük Şehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’i eleştirmeden geçemeyeceğim; Bozbey çeşitli Cumhuriyet etkinliklerinde Bursa da ki bütün billboardlara Atatürk için; “Sonsuzluğu Senden öğrendik, Sonsuzluk Sensin vs.” gibi Atatürk’ü aşırı yücelten cümleler ile dolduruyor. Atatürk’e büyük komutan, büyük devlet adamı denilebilir ve amaç mecazen Atatürk’ü unutmadığını ifade etmek ise; “Sen gönlümüzde yaşıyorsun vs.” gibi bir söz de yeterlidir, ancak bütün panolarda sadece Atatürk’ün sonsuzlukla övülmesi, bir vurgudur, aynı zamanda bir yerlere verilen mesajdır.

Allah C.C. hazretlerini insandan ayıran iki sıfatı vardır;

1-) Halk etme, yoktan var etme yani yaratma sıfatı.

2-) Bekâ, baki olma, yani sonsuzluk sıfatıdır. Bir insana ciddi anlamda sonsuzluk atfetmek onu Tanrı ilan etmektir ve Hz. Allah’a (Ve dolaylı olarak Müslümanlara) bir saygısızlıktır. Hatta bence bu Atatürk’e de saygısızlıktır. Konuştuğum Bursa halkının da Atatürk’ü aşırı yücelten afişlerden rahatsız olduğunu gördüm.

Peki en son 28 Şubat öncesi gördüğümüz bu “Sen olmasaydın olmazdık, Türkiye yi (haşa) sen yoktan var ettin, Sen sonsuzluksun…” gibi aşırı yüceltmelerin hortlatılmasının ve bununla Müslüman kesimin hassasiyetlerinin kaşınmasının sebebi ne olabilir?

Bunun izahı çok uzun olmak ile birlikte, bunun dört amacı olduğunu düşünüyorum, bunları; “Atatürk üzerinden İslam düşmanlığı yapılması, toplumun ayrıştırılması, sınıf egemenliğinin korunması ve esaretin gizlenmesi” olarak özetleyebiliriz.

BÜTÜN DÜĞMELERE AYNI ANDA BASILIYOR, AK PARTİ VE CUMHURBAŞKANINI GÖNDERMEK İÇİN ORTAM HAZIRLANIYOR!

On yıllardan beri Kemalizim-Kamalizm-Atatürkçülük eleştirisi yapan bir sürü yazı-kitap olmasına ve bunlar hakkında hiçbir dava açılmamış olmasına rağmen son zamanlarda birden Kemalizmin veya Kemalistlere yönelik eleştirilerin 5816 sayılı kanuna sokulması tesadüf değildir.

Yukarıda saydığımız gibi yerleşmiş Kemalizm eleştirisi yapmanın hatta kemalizme hakaret etmenin, kaba sözler söylemenin 5816 sayılı kanuna girmediği açık olmasına karşın Kemalizm veya Kemalistlere yönelik eleştiri yapanların dahi “Atatürk’e hakaret ettiği” gerekçesi ile sürekli şikayet edilmesi ve Savcıların zorlama yorumlar ile dava açması (Ek-13) , yargı ve bürokrasi içindeki bir kesimin Ak Parti ve Cumhurbaşkanına karşı bir meydan okumasıdır. Bu; “güç hala bizde, senin değil bizim istediğimiz olur” mesajıdır.

 

Günümüzde Ak Partiyi destekleyen Muhafazakar/dindar kesim (Ak Parti iktidarı henüz devam ederken) 28 Şubat süreci devam ediyormuş gibi bir kısım bürokrat ve yargı eli ile ezilmeye çalışılmaktadır. Bu meydan okumanın arkasında Cumhurbaşkanı ve Ak Partiye “GİDİCİ” gözü ile bakılmasının ve bunun çabuklaştırma isteğinin de büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. Anladığım kadarı ile bazıları üstü örtülü bir şekilde karşı tarafa çalışarak Erdoğan sonrasına yatırım yapıyor. Tabi bu olanlarda Ak Parti Genel Merkezi ve teşkilatlarının sürekli başka tarafa bakmasının da büyük katkısı olduğunu düşünüyorum.

 

Avukat Cüneyt Bülent Şeker

 

EKLER:

Ek-1  https://www.yenisafak.com/gundem/kilic-ceken-tegmenler-hakkinda-karar-4657245

Ek-2 https://tr.euronews.com/2024/09/07/erdogandan-harp-okulu-tegmenlerine-kiliclari-kime-cekiyorsunuz-gereken-yapilacak

Ek-3 https://www.dunya.com/gundem/chp-lideri-ozelden-tegmenlere-destek-sessiz-kalanlari-emekli-edecegiz-haberi-753995

Ek-4 https://www.aa.com.tr/tr/arsiv/kapatma-davasinin-iddianamesi/428261

Ek-5 https://www.superhaber.com/hadsiz-bildirideki-103-detayi-haber-332710

Ek-6 https://www.sabah.com.tr/bursa/2021/04/14/bursali-avukat-103-generalle-ilgili-suc-duyurusunda-bulundu

Ek-7 https://x.com/kemalozercom

Ek-8 https://www.youtube.com/watch?v=Cq7l_pxcKh8&t=2s

Ek-9 https://www.manisahaberajansi.com/yazarlar/av-cuneyt-bulent-seker/ey-anayasa-mahkemesi-topuk-kani-hakkindaki-kararina-uymuyorum-saygi-da-duymuyorum/82136

Ek-10 https://www.mersinradikal.com/haber-ikinci-kez-evlat-acisi-yasamamak-icin-topuk-kani-aldirmayinca-mahkeme-tedbir-karari-verdi-1120247.html

Ek-11 https://www.hurriyet.com.tr/gundem/hastaneye-yuruyerek-gitti-cenazesi-cikti-7-yasindaki-yusranin-hastanede-olumune-savcilik-sorusturmasi-42469757

https://www.yandex.com.tr/video/preview/10545514676160009249

Ek-12 https://www.youtube.com/watch?v=ehgK2Zk6ly8

https://www.istiklal.com.tr/gundem/adanada-bir-bebege-daha-topuk-kani-verilmedi-diye-kayyum-atandi-baba-yasananlara-870047h

https://www.yenidonem.com.tr/bursa/bursa-da-topuk-kani-aldirmak-istemeyen-aileye-tedbir-karari-294444

Ek-13 https://dogruhaber.com.tr/islama-hakarete-ceza-yok-ama-ataturku-sevmedigimi-soyleyince-ceza-var

Ek-14 https://kirklarhabergazetesi.com/topuk-kani-tartismalari-suruyor/

Ek-15 https://www.yandex.com.tr/video/preview/4717949007670700666

Ek-16 https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/olaylar-ve-gorusler/topuk-kani-testinin-onemi-prof-dr-ulku-saritas-2255255

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ