Doyumsuzluğun Gölgesinde: Modern İnsanın Vitrin Yalnızlığı
Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği Genel Başkanı Ulutürk makalesinde;
İnsanoğlu, varoluşundaki o açıklanamaz boşluğu çoğu zaman dışsal nesnelerle doldurabileceği yanılgısına düşer. Dünyaya düşkünlük, aslında bir “ait olma” çabası değil, bir “yok olma korkusu”dur.
Daha çok mülk, daha çok ün ve daha çok güç biriktiren insan, aslında zamanın elinden bir şeyler kurtarmaya çalışır. Ancak trajedi tam burada başlar:
Biriktirdikçe ağırlaşır, ağırlaştıkça özgürlüğünü kaybeder.
Sahip Olduklarımızın Esiri Olmak
Modern dünyada insan, sahip olduğu nesnelerin efendisi olduğunu sanırken, aslında onların bekçisine dönüşür.
Eşya ve Kimlik: Bir makam koltuğu veya lüks bir araç, kişiye geçici bir kimlik sunar. Fakat bu kimlik “dışarıdan” ödünç alınmıştır. Kişi, bu dışsal kabuklar olmadan “hiç kimse” olduğunu hissettiği an, dünyaya olan bağı bir bağımlılığa dönüşür.
Görünürlük Yanılsaması:
Sosyal onay ve takdir peşinde koşanlar, kalabalıklar içinde bir yansımadan ibarettir. Alkışlar kesildiğinde veya ışıklar söndüğünde, aynadaki yabancıyla baş başa kalmanın ağırlığı başlar.
Kalabalığın Mekanikliği ve Ruhun İnzivası
Dünyevi hırsların etrafında toplanan kalabalıklar, bir “çıkar senfonisi” icra ederler. Bu ilişkiler organik değil, mekaniktir.
Bir insanın gücü bittiğinde etrafındakilerin dağılması, bir ihanetten ziyade doğanın bir yasasıdır; çünkü o kalabalığı oraya getiren şey sevgi değil, o gücün gölgesinden faydalanma arzusudur.
Gerçek yalnızlık, etrafında kimsenin olmaması değil; etrafındaki binlerce kişinin sadece senin “etiketlerine” bakıyor olmasıdır.
Derinlik Sarhoşluğu: Anlamın Keşfi
Dünyayı bir “amaç” değil, bir “tecrübe alanı” olarak görenler için manzara değişir. Onlar için hayat, biriktirmek üzerine değil, eksilmek ve sadeleşmek üzerine kuruludur.
Vefa ve Adalet: Bu değerler, parayla satın alınamayan tek sermayedir. Bir insanın arkasından “çok zengindi” denmesi bir istatistiktir; ancak “çok adildi” denmesi bir mirastır.
Kalp İzi: Madde çürür, makam devredilir, güzellik solar. Geriye kalan tek şey, bir başka ruhun hayatında bıraktığınız iyileştirici etkidir.
Sonuç: Sahne ile Hakikat Arasında
Hayat kısa bir sahne performansıdır.
Kostümlere (makamlara), dekorlara (mallara) ve seyircilerin alkışlarına (takdir) fazla kapılan oyuncu, kulise döndüğünde derin bir boşluğa düşer. Oysa rolünü iyi oynayıp, kostümün altındaki gerçek benliğini koruyanlar için yalnızlık bir ceza değil, bir huzur limanıdır.
Dünyaya düşkün olanın yalnızlığı soğuk ve karanlıktır; gönlü zengin olanın yalnızlığı ise seçilmiş bir bilgeliktir.
