TÜRKİYE 

Toplum Gözünde Tamamen Aklanamayan Çin Kaynaklı Aşı’ya Karşıyız!

Sosyal Medyada Paylaş

Huzur Hareketi Aşı’ya mı, Çin kaynaklı Aşı’ya mı karşı! Pandemi ile başlayan süreçte zor günlerden geçen Türkiye’de son tartışmalar Çin’den ithal edilen Corona Aşı’sına kilitlendi. Aşı konusundaki tartışmalara bugün Bursa Uluyol Adliyesine gelerek suç duyurusunda bulunan ve bununla ilgili de dava açmaya hazırlanan Huzur Hareketi’de eklendi. Huzur Hareketi Sözcüsü Cüneyt Bülent Şeker suç duyurusunda bulunduktan sonra adliye önünde arkadaşlarıyla birlikte basına bilgi verdi. Çin Aşı’sı ile ilgili Huzur Hareketi yurtdışında uzun yıllar araştırmacı mikro biyolog olarak çalışan Sebile Türksoy Göktürk’den de teknik düzeyde yardım aldı.


Sözcü Avukat Cüneyt Bülent Şeker;  “Prof. Dr. Bingür Sönmez isimli şahıs, Fox Tv ana haber ekranından; “Ben aşı yaptırmam” diyenler birer vatan haini, onlara kız bile vermeyeceğiz. Resmi dairelere giremeyecekler. İnsan vücudunun dokunulmazlığı nedeniyle mecbur etme şansımız yok ama kurallar koyacağız, aşıya da kural koyacağız, devlet dairelerine bile giremeyecekler, toplu taşımadan faydalanamayacaklar, başka çaremiz yok…”şeklinde bir açıklama yapmıştır. Bu açıklama ekseriyet haber site ve kanallarında, sosyal medya da geniş yer bulmuştur. Bu açıklama benim gibi Aşı’ya şüpheyle bakan kesimi toplum içinde kesin hedef haline getirmiştir. O yüzde Bingür Sönmez’den şikayetçi olmak için geldik. Uzun süreden beri gereksiz yere aşı ve ilaç kullanılmaması taraftarı olmak ile bilinmekteyim, zaman zaman sosyal medyada bu konuda yazılar yazdım. Ancak Bingür SÖNMEZ isimli şahsın açıklamasından sonra şahsıma VATAN HAİNİ diyenler olduğu gibi ve “eğer aşı vurulmaz isen insanlara hastalık bulaştırırsın, insanları tehlikeye sokarsın..” şeklinde çevremden ve sosyal medyadan çeşitli baskılar ile tepkiler ile karşılaşmış bulunmaktayım, bu durum huzur ve güvenliğimi bozduğu psikolojimi de olumsuz etkilemiştir.

Ayrıca bu şahsın;  İnsan vücudunun dokunulmazlığı nedeniyle aşıya mecbur etme şansımız yok,  ama kurallar koyacağız, Devlet dairelerine bile giremeyecekler… Toplu taşımadan yararlanamayacaklar.” açıklaması mesleki geleceğim hakkında büyük bir endişeye kapılmama sebebiyet vermiştir, çünkü: Ehliyetim olmadığı, göz kusurlarım sebebi ile araç kullanmadığım için mesleğimi yapmak için toplu taşıma araçlarına muhtaç bulunmaktayım. Ancak aracı olanlar dahi zaman zaman ( gemi, uçak, hızlı tren) gibi araçları kullanmak zorunda olduğundan, çalışan birçok insanın toplu taşıma araçları kullanmadan işini sürdürme olasılığı nerede olmadığından şüphelinin savurduğu tehdit endişe vericidir. Temel Anayasal hakların ortadan kaldırılması niteliğindedir. Üstelik avukatlık mesleğini icra ettiğimden, benim açımdan resmi dairelere girmeden işimi yapmam mümkün değildir.

Şüphelinin bu bahsettiği REJİM DEĞİŞKİLİĞİDİR, birçok uzman Covit-19 un; nezle gibi yerleşeceği, en az 10 yıllık bir süreç olduğu, geçmişte; SARS- Domuz Gribi-Kuş gribi olduğu gibi, gelecekte de birçok Corona virüsünün ortaya çıkacağı görüşü da dikkate alınır ise Şüphelinin bu bahsettiği baskıların bir REJİM DEĞİŞKİLİĞİ olduğu anlaşılmaktadır, bu rejim İnsan haklarına ve Anayasanın üstünlüğüne dayanan, demokratik hukuk devletinden farklı bir rejimdir. Sadece bu rejim değişikliği önerisi ( Diğer darbe ve rejim değişikliklerinde olduğu gibi) bir bahane ile topluma deklere edilmek istenmekte, şüpheli şahısta bu rejim değişikliği adına konuşan kişi intibaı vermekte, onlar adına toplumun nabzını yoklamakta, adeta yeni düzene geçilir ise bu yeni düzende göreve hazır olduğu mesajını vermektedir.
Şüpheli şahıs ancak Cumhurbaşkanlığı, iç işleri bakanlığı ve Sağlık bakanının veya bunların görevlendireceği üst düzey bir devlet yetkilisinin yapabileceği açıklamaları; bir yerden talimat ve güç almışçasına ( Biz şöyle yapacağız, böyle yapacağız vs, diyerek) Devlet içinde yuvalanmış bir güce veya devlet üzerinde etkili uluslararası bir güce dayandığı intibaını vermektedir. Şahıs Turgut ÖZAL gibi devlet adamlarının da doktorluğunu da yapmış, ünlü bir kişi olduğundan, şahsın konumu verdiği bu intibaı kuvvetlenmektedir. Dikkat ile izlendiğinde açıklamaları yaparken ani bir kızgınlık içinde olmadığı, gülmediği, şaka yapmadığı veya boş bulunarak bu sözleri söylemediği, gayet soğukkanlı ve bilinçli bir şekilde bu açıklamaları yaptığı, tehlikeli ve tehdit içeren açıklamalarını konuşmasının çeşitli yerlerinde tekrarladığı, dolayısı ile toplumun bir kesimini; “Aşağılama, baskı yapma, korku uyandırma, ikinci sınıf insan gibi göstermek ” gibi amaçlar taşıdığı, bunu önceden planladığı açıkça anlaşılmaktadır.  Kendisine yaptığı bu açıklama ve açılan davalar ve toplumun önemli kesiminin tepkileri sebebi ile yaptığı “ŞAKA YAPTIM” mazereti ile yakından uzaktan ilgisi yoktur. Şüpheli sıraladığı baskı politikalarını “Başka çaremiz yok” diyerek bitirmektedir, bu açıklaması toplumun önemli bir kesiminde; “ Bir kişi bile aşı vurulmaz ise hastalık o kişiden tekrar topluma yayılacağı- Hastalığın aşıdan başka çaresi olmadığı, aşı vurulmak mutlaka hastalığı önleyeceği…” şeklinde yanıltıcı bir intiba uyandırmıştır.  Bunun üzerine sosyal medyada  “Aşı vurulmayan işçilerini işten çıkartacağını açıklayanlar, aşı vurulmak istemeyenleri devlet –kanun zoru ile aşılatmayı savunanlar..”  oluşmuştur,
Öncelikle; Aşı olan herkes hastalıktan korunacak diye bir kural yoktur, aşının amacı zayıf virüsü sağlıklı insana vererek onun bünyesinde o virüse karşı antikor üremesini sağlamaktır, ancak birçok kişide bu antikor oluşmamaktadır, bu sebep ile Covit-19 hastası olan birçok kişi kısa bir müddet sonra tekrar hasta olabilmektedir, (ben kısa aralar ile 3 kere Covit-19 olup tedavi gören kişi biliyorum.) Üstelik vücudu antikor ürese bile hasta olan kişi bir müddet sonra bu antikorların etkisi geçmekte, yaklaşık 4-6 ay sonra kişi tekrar corona olmaktadır, çünkü bu virüs sürekli mutasyon geçirmektedir, yani virüs birçok açıdan nezle virüsüne benzemektedir, bilindiği gibi nezle için üretilen aşıyı geliştirmek çok uzun zaman almış olmasına karşın, etkisi de kısa sürelidir ve mutlak değildir, aşı olan çoğu kişi nezle olabilmektedir. (Covit-19 un laboratuvar üretilmiş bir virüs olduğu, yarasadan domuza tesadüfen bulaşmadığı şeklinde bir söylenti de vardır.) Aşı geçici ise ve hiç kimse aşının ne kadar süre koruyacağı hakkında kesin bir süre veremiyor ise, aşı olmak istemeyenlerin suçlanmasının, vatan haini ilan edilmesinin sebebi nedir? Üstelik eğer aşı olan hastalıktan korunacak ise, aşı olmak istemeyen insanlara yapılan bu baskının sebebi nedir, bizlerin aşı olmaması aşı olanları niye ilgilendirmektedir. Yetkililer aşı vurulsa dahi, maske mesafe ve sair tedbirlerin devam edeceğin söylemektedirler, eğer aşı ile salgın sona ermeyecek ise aşı ne amaç ile vurulmaktadır.
Aşı 18 yaş altına, hamile olanlara, bazı hastalıkları olanlara, belli yaşın üzerinde ve aşıyı kaldıramayacak olanlara, 4-6 ay önce coronayı geçirmiş olanlara vurulmayacaktır. (Bu açıklamalar haber kaynağına göre değişmek ile birlikte; bilim insanları çok insanların bir kısmının daha aşı olmaması ne ifade edecektir?  Şu anda hastalık konusunda en etkili tedavi, corona geçirmiş kişiden alınan kanın işlemden geçirilerek hastaya verildiği,  İnmün plazma tedavisidir, bu konuda etkili sonuçlar alınmıştır, ikincisi maske-mesafe ve diğer tedbirler ile hastalığın bulaşmasını yavaşlatarak ve böylece kitle bağışıklığına ulaşılabilmesidir. Kitle bağışıklığı; toplumun önemli bir kesiminin hastalığı geçirmesi veyahut etkili bir aşı olması ile söz konusu olmaktadır. Bu kesim Toplumun ½ – 2/3 arasındaki bir kesimdir, böylece bünyesinde hastalığın zayıf halini taşıyanlar diğerlerine bu virüsü bulaştırmakta ve kitle bağışıklığı oluşmaktadır. ( Çin ne zaman virüsü dünyaya bulaştırdığını bilmemekteyiz ancak) yaklaşık 1 yıldan beri virüs ortalıkta dolaştığı için bu kitle bağışıklığı oluşmakta olabilir, kimi uzmanlar tahminen NİSAN ayı civarında salgında kitle bağışıklığının oluşacağını söylenmektedir.
Öncelikle şunu söylemek gerekir ki; benim gibi aşı olmaktan çekinen insanlar aşı veya ilaca toptan karşı değildir, insanın hastalığa şifa olacak ilaca aşıya karşı olması için akıl sağlığının yerine olmaması gerekir. Ben ve benim gibilerin çekindikleri nokta; ilaç onayı almak için rüşvet vermek hakkında davalar açılmış olan Sinovac şirketinin, Keymen Şirketi aracılığı ile Türkiye ye getirtilen ÇİN AŞISI dır. Bu aşıya güven yoktur,daha önce Çin den alışan aşı kitlerinin büyük oranda hatalı sonuç verdiği bir gerçektir, tespit edilemeyen virüse karşı nasıl aşı geliştirilmiş olunabileceğine dair güvensizliktir. Şüpheli ise;  halkın tercih etmediği, dünyanın en güvenilmez olarak gördüğü, henüz aşı testleri bitirilmediği için virüsten koruyacağı uzun vadedeki etkileri belirsiz, virüsten koruma süresinin geçici olduğu kesin ( En fazla 6 ay) ama koruma süresi geçici olduğu, bununda tespit edilmediği bu aşıyı vurulmak istemeyen insanları VATAN HAİNİ ilan etmiş, aşı vurulmaktan sağlık sebebi ile çekinen insanları hedef haline getirmiş,  ortaya saldıkları KORKU PANDEMİSİNDEN etkilenen, aşı taraftarı insanların düşmanı yapmıştır. İş bu sebep ile benzer suçların işlemek isteyenlere örnek olması için sanığın cezalandırılması kamu yararına olduğunu düşünmekteyiz. Kalp Cerrahı olan bu kişiden yaydığı korku için şikayetçiyim.” dedi.

 









Diğer Haberler

Yorum Yaz

shares
hacklink al izmir escort hack forum instagram takipçi kasma tiktok takipçi satın al